HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

H.Z. PEYGAMBER’İN ( S.A.V. ) BEŞERİ TAVIRLARI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

H.Z. PEYGAMBER’İN ( S.A.V. ) BEŞERİ TAVIRLARI

Mesaj  sürgün Bir Perş. Ocak 20, 2011 6:35 pm

Giyinişi : Sarık sarar, altına da kalensüve ( fes,takke,başlık ) giyerdi. Bazen kalensüveyi sarıksız giyerdi. Bazende sarığı kalensüvesiz. Sarık sardığı zaman sarığını omuzları arasına sarkıtırdı. Müslim’de Cabir b.Abdullah’tan rivayette Allah Rasulü (s.a.v.) Fetih günü Mekke’ye başında siyah bir sarık’la girdi. Ancak bu rivayette sarığın ucu anılmamıştır. Bu da gösterir ki, H.z. Peygamber her zaman sarığın ucunu omuzları arasında sarkıtmazdı. Bazen de üzerinde savaş takımı ve başında miğfer giyerdi. O halde her yerde münasip olanı giymiştir.

En sevdiği elbise gömlekti. Gömleğinin kolu bileğine kadardı. Yeri geldiğinde kaftan giymiş, yolculukta yenleri dar bir cübbe giymiştir. Belden aşağı giyilen peştemal gibi bir giyecek olan izar ve bedeni örten üsten giyilen şal gibi bir örtü olan rida giymiştir.

Kırmızı Hulle giymiştir. Hulle izar ve ridadan oluşan takıma denir. Bu ikisi bir arada olursa hulle adını alır.

H.z. peygamber ( s.a.v.) sirval ( şalvar, geniş pantolon ) giymiştir. Sahabilerde O’nun izniyle sirval giymiştir.

Mest ve “tasume” adlı ayakkabı giymiştir. Yüzük takınmıştır.

İki yeşil abası, bir siyah elbisesi, keçeden kırmızı bir elbisesi ve bir yün elbisesi vardı. Gömleği pamuktan olup kısa boylu, kısa yenli idi.

En çok sevdiği elbise gömlek ve hıbere idi. Hıbere, kırmızı desenleri bulunan bir tür abadır.

En çok sevdiği renk beyaz dır. Buyurur ki : “Elbiselerin en hayırlısı beyaz olanıdır. Beyaz giyinin ve ölülerinizi onunla kefenleyin.” Tirmizi

Altın bir yüzük takınmış, sonra çıkarıp atmış ve altın yüzük takmayı yasaklamıştır. Sonra gümüş bir yüzük takınmış onu yasaklamamıştır.

Ne H.z. Peygamber’in (s.a.v.) nede ashabının taylesan ( şal, pelerin) giyindiği nakledilmiştir. Aksine Müslim’de Enes b.Malik’ten rivayet edilen bir hadiste H.z. Peygamber ( s.a.v.) Deccal’i anlatırken “ onunla beraber, üzerlerinde şal bulunan yetmiş bin Isfahan yahudisi çıkacak” demiştir. Enes, üzerlerinde şal bulunan bir grup insan gördü ve “Hayber Yahudilerine ne kadar benziyorlar! Dedi.

Resulullah (s.a.v.) yeni bir elbise giydiğinde adını belirterek şu duayı okurdu.
“Allah’ım Bu gömleği – yahut ridayı – yahut da sarığı – sen bana giydirdin. Onun hayırlı olmasını ve yapıldığı amaçta hayırla kullanılmasını Senden dilerim. Onun şerrinden ve kötü amaçla yapılmışsa bu amacın şerrinden sana sığınırım.” Tirmizi

Gömleği giyinirken sağından başlardı.

H.Z. Peygamber (s.a.v.) “Kim şöhret elbisesi giyerse Allah ona kıyamet günü zillet elbisesi giydirir, sonrada onun içerisinde ateşe atılır.” Buyurmuştur. Kişinin bu şekil cezalandırılmasının sebebi, onun bu tür elbise giyinmekle kibir ve böbürlenme kastını taşımasıdır. Müslim’in rivayetinde İbn Mes’ud anlatıyor. Allah Resulü ( s.a.v. ) “kalbinde hardal tanesi ağırlığınca kibir bulunan kimse cennete giremez. Kalbinde zerre ağırlığınca iman bulunan kimse de cehenneme girmez.” Buyurdu. Bunun üzerine bir adam “Ey Allah’ın Resulü ! Doğrusu ben güzel giyinmeyi severim. Bu da mı kibirdir ? diye sordu. H.z. Peygamber (s.a.v.) “ Hayır, Allah güzeldir, güzelliği sever.”

YEMEK YEMESİ

Var olanı reddetmez, bulunmayanı araştırmazdı. Önüne hoş yiyeceklerden ne konulursa yerdi. Hiçbir zaman bir yemeğe kusur bulmazdı. İştahı olursa yer olmazsa yemezdi.
Helva ve bal yedi ; bunları severdi. Deve, koyun ve tavuk eti, toy kuşu, yaban eşeği, tavşan eti, deniz hayvanları yedi. Yaş ve kuru hurma yedi. Ekmeği sirke ile yedi. Süt içti. Pastırma yedi. Kabak yemeğini severdi. Haşlama yedi. Peynir yedi. Ekmeği zeytin yağına banıp yedi. Yemek bulamazsa sabrederdi çabalamazdı.
Üç parmağıyla yemek yer, bitirince parmaklarını yalardı.
Yemeğin başlangıcında besmele çeker, sonunda da hamdederdi. Ve şu duayı okurdu. “ Ey rabbimiz ! Hoş, mübarek, kifayet olunmamış, talebinden vazgeçilmemiş ve müstağni kalınamayan bir hamd ile sana çokça hamdederiz.”
Çoğunlukla oturarak su içerdi. Hatta ayakta içmekten menetmişti. Bir keresinde ayakta su içmişti. O nun bu halini yorumluyanlar özel bir nedeni var derler.

AİLESİYLE HOŞ GEÇİMİ
H.Z. Peygamber (s.a.v.) hanımlarına karşı iyi davranır, onlarla iyi geçinirdi. H.z. Aişe bir kaptan su içtiğinde kendisi o kabı eline alır ; ağzını hanımının değdiği yere koyar içerdi. Aişe nin kucağına yaslanır, başı onun kucağında iken Kur’an okurdu. Kendisi oruçlu iken onu öperdi. H.z. Peygamber (s.a.v.) yolculuk esnasında iki kere H.z. Aişe ile koşu yapmıştır.
Yolculuğa çıkacağı zaman hanımları arasında kura çeker, kim çıkarsa onu götürürdü.
UYUMA VE UYANIŞI
Kimi zaman yatakta, kimi zaman post üzerinde, kimi zaman hasır üzerinde, kimi zaman yerde, kimi zaman divan üzerinde, kimi zaman kilim üzerinde uyurdu.
Uyumak için yatağa yattığında ; “Senin adınla, Allah’ım Dirilirim, ölürüm.” Derdi. Buhari. Avuçlarını birleştirir, içlerine üfler İhlas, Felak ve Nas surelerini okur, sonra bedeninin ön kısımlarından, başı ve yüzünden başlamak üzere avuçlarını vücudunun sürebildiği yerlerine sürerdi. Bunu üç kere yapardı. Buhari
Sağ yanına yatar uyur, sağ elini sağ yanağının altına kor sonra : “Allah’ım ! Kullarını yeniden dirilteceğin günde beni azabından koru.” Diye dua ederdi.

Yatağına yattığında şu duayı okurdu :
“Göklerin ve yerin Rabbi, yüce Arş’ın rabbi,bizim ve her şeyin Rabbi, daneyi, çekirdeği filizlendiren, Tevrat’ı, İncil’i ve Furkan’ı indiren Allah’ım ! Perçeminden yakaladığın her şerli varlığın şerrinden sana sığınırım. İlk sensin, senden önce hiçbir şey yoktur. Son Sensin, Senden sonra hiçbir şey yoktur. Varlığın aşikardır. Senden daha aşikar hiçbir şey yoktur. Senin mahiyetin gizlidir, Senden daha gizli yoktur. Bizim borcumuzu öde, fakirlikten bizi zenginleştir.

Geceleyin uykusundan uyandığı zaman şu duayı okurdu :
“Senden başka tanrı yoktur. Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Allah’ım Günahımı bağışlamanı diler, merhametini isterim. Allah’ım ilmimi artır. Beni doğru yola iletmişken kalbimi eğriltme. Katından bana rahmet bağışla. Şüphesiz sen sonsuz bağışta bulunansın.”

UYKUDAN UYANINCA
“Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamd olsun. Kıyamet’te O’nun huzurunda haşrolacağız.” Der, sonra dişlerini misvaklar ve zaman zaman da Al-i İmran suresinin son on ayetini okurdu.

HAYVANA BİNİŞİ
H.Z. Peygamber (s.a.v.) atlara, develere, katırlara ve eşeklere binmiştir. Bazen eğerli, bazen de çıplak ata binmiştir. Bazı zamanlar atı koşturduğu da olurdu. Hayvana çoğunlukla yalnız binerdi.

Çoğunlukla bineği at ve deve idi. Katıra gelince, bilinen yalnızca krallardan birinin kendisine hediye ettiği bir tek katırı vardı. Zaten memleketinde katır yaygın değildi. Hatta H.z. Peygamber’e ( s.a.v.) katır hediye edilince “Atları eşeklere aştıralım mı” diye sordular. “Bunu yalnızca bilgisizler yapar” cevabını verdi. Ebu Davud.

Allah Resulü (s.a.v.) sürü sahibi idi. Yüz koyunu vardı.

Cariyeleri ve köleleri vardı. Azadlı köleleri cariyelerden daha çoktu.


ALIŞ – VERİŞİ ve BAZI MUAMELELERİ

Allah Resulü (s.a.v.) alım satım işleri yapmıştır. Allah Teala’nın kendisine peygamberlik geldikten sonra hem alış hem de satış yapmıştır. Ortaklık yapmış, hem kendisine vekil tayin etmiş hem de vekil olmuştur.
Hediye vermiş, hediye kabul etmiştir ve hediyenin karşılığını vermiştir. Bağış yapmış, bağış almıştır. Hem ödünç aldığı olmuş, hem gerek peşin, gerekse veresiye alış – veriş yapmıştır. Vefat edipte geride borcunu karşılayacak mal bırakmayan Müslümanların borçlarına kefil olmuştur.
Allah Resulü (s.a.v.) sahibi olduğu bir araziyi vakfedip Allah yolunda sadaka olarak vermiştir.
Hem kendisi arabuluculuk yapmış, hem de araya aracılar sokularak kendisine müracaat edildi. Berire adlı kadın, ayrıldığı kocası Muğis’e geri dönmesi için H.z. Peygamber ( s.a.v.) tarafından yapılan arabuluculuk girişimini reddetti. H.z. Peygamber (s.a.v.) ona ne kızdı, nede onu azarladı.
Allah Resulü (s.a.v.) şakalaşır ve şakasında yalnız hakikati söylerdi. Hem kişilere danışmanlık yapar hem de kendisi bir iş yapacağı zaman kişilere danışırdı. Hasta olanları ziyaret eder, cenazeye katılır, davete icabet ederdi.
Allah Resulü (s.a.v.) bizzat koşu yarışı yaptı ve güreşti. Ebu Davud
Kendi eliyle elbisesini yamadı, koyununun sütünü sağdı, elbisesini temizledi, ailesinin ve kendisinin hizmetini gördü. Mescit yapılırken diğer Müslümanlarla birlikte kerpiç taşıdı. Hem misafirliğe gitti hem de misafir ağırladı. Başının ortasından, ayağının üstünden, omuzları arasından ve iki boyun damarından kan aldırdı. Hastaya kendisine zarar verecek yiyecekleri yememesini önerdi ( perhiz verdi ).

H.z. Peygamber ( s.a.v.) bir borç aldığında öderken aldığı şeyden daha iyisini verirdi. Her hangi bir kimseden borç aldığında borcunu öder ve o kimse için dua eder, derdi ki : “Allah ailenin ve malının bereketini versin.” İbn Mace H.z. Peygamber ( s.a.v.) bir deve ödünç almıştı. Sahibi borcunu almak üzere geldi. H.z. Peygamber ( s.a.v.) e ağır sözler söyledi. Bunun üzerine sahabe adamın üzerine yürüdüler. H.z. Peygamber ( s.a.v.) “Bırakın onu. Hak sahibinin söz söyleme hakkı vardır” buyurdu. Buhari

Bir keresinde bir şey satın aldı. Ancak yanında verecek parası yoktu. Kendisine kar teklif edilince o şeyi sattı, karını Abdülmüttalib oğullarının dullarına sadaka olarak verdi ve “ Bundan sonra yanımda alacak para olmadan bir şey satın almam” buyurdu. Ebu Davud

Bir Yahudi H.Z. Peygamber (s.a.v.)’e bir müddete kadar veresiye bir şey sattı. Yahudi daha müddet dolmadan parasını almaya geldi. H.Z. Peygamber (s.a.v.) “Müddet dolmadı” dedi. Yahudi : “Ey Abdülmüttalib oğulları ! Siz gerçekten borcunuzu oyalayıp geçiktiriyorsunuz.” Dedi. Bunun üzerine ashab adamı haklamak istedi. H.Z. Peygamber (s.a.v.) onlara engel oldu. Bu durum ancak O’nun yumuşak huyluluğunu artırdı. Bunu gören Yahudi : “ O’nda Peygamberlik alametlerinden hepsini bildim, gördüm. Yalnız biri kalmıştı. O da kendisine karşı yapılan aşırı cahilane tavırların, ancak onun yumuşak huyluluğunu artırmasıydı. Onu da bilmek istedim.” Dedi ve Yahudi Müslüman oldu. İbn Hibban

YALNIZ BAŞINA ve ARKADAŞLARIYLA YÜRÜYÜŞÜ

H.Z. Peygamber (s.a.v.) yürürken vücudu dik yürürdü. En hızlı, en güzel ve en sakin yürüyen insan o idi. Ebu Hureyre anlatıyor : “Allah Resulü (s.a.v.) den daha güzel bir şey görmedim, sanki güneş yüzünde yüzerdi. Allah Resulü (s.a.v.) den daha hızlı yürüyen kimse görmedim ; sanki yer ayaklarının altında dürülürdü. H.z. Ali bir keresinde “H.z. Peygamber (s.a.v.) in yürüdüğü zaman takallu ederdi” demiştir. Takallu, yokuştan inen biri gibi tamamen yerden yukarı doğrulmak demektir ki, bu yürüyüş şekli azim, himmet ve şecaat sahiplerinin yürüyüşüdür. Kişilerin yürüyüş şekillerinden bazıları : yürüyen kimse ya ölü gibi yürür, ya odun gibi bir tek stilde gider ki bu kötü, çirkin bir yürüyüş şeklidir, ya densiz deve gibi bir o yana çalkalanarak yürür, bu da kötü bir yürüyüş şeklidir, ya da ağırbaşlı yürür bu yürüyüş şekli Rahman’ın has kullarının yürüyüş şeklidir. Allah (c.c.) buyurur ki “Rahman’ın kulları yeryüzünde ağırbaşlı yürürler.” Furkan 63 Bu Allah Resulü (s.a.v.) in yürüyüşüdür.

Arkadaşlarıyla birlikte yürüyüşüne gelince ; kendisi arkada yürür, arkadaşları ise önünde giderdi. “Arkamı meleklere bırakın derdi” İbn Mace

OTURUŞU ve YASLANIŞI

Allah Resulü (s.a.v.) gerek toprak üzerine, gerekse hasır üzerine otururdu. Adiy b. Hatim Medine’ye geldi, Allah Resulü (s.a.v.) onu evine davet etti. Ona oturması için eline aldığı yastığı Adiy ile arasına koyup yere oturdu. Adiy “Anladım ki o kral değil” dedi. Allah Resulü (s.a.v.) zaman zaman sırt üstü yatıp uzandığı olurdu. Bazen ayak ayak üstüne atardı. Yastığa dayanarak otururdu. Kimi zaman sağ tarafına kimi zaman sol tarafına uzanırdı. Halsiz kaldığı zamanlarda dışarı çıkmak ihtiyacı duyduğunda arkadaşlarından birine dayanarak çıkardı.

TUVALET ADABI

Tuvalete girerken şu dua’yı okurdu. “Allah’ım ! Görünen – görünmeyen, maddi – manevi bütün pisliklerden, kovulmuş şeytandan sana sığınırım.” Buhari
Çıkıncada bağışla Rabbim derdi. Tirmizi
Tuvalet temizliğinde bazen su, bazen taş bazen de ikisini bir arada kullanırdı.
Tuvaletini yaparken ağaçların arasına saklanırdı.
Sert bir yere küçük abdestini bozacağı zaman yeri iyice eşeler sonra abdestini bozardı. Bunun için yumuşak topraklı yer arardı. Daima oturarak tuvaletini yapardı. Ömer b. Hattab der ki : Ayakta abdest bozuyordum, H.z. Peygamber (s.a.v.) beni gördü ve bana : “Ey Ömer, ayakta abdest bozma” dedi. Ondan sonra bir daha ayakta abdest bozmadım. Tirmizi
Tuvalette sol eliyle temizlenirdi. Abdestini bozarken birisi kendisine selam verse, onun selamını almazdı. Müslim


FITRAT ve İLGİLİ KONULARDAKİ TUTUMLARI

Ayakkabı giyme, saç tarama, temizlenme, bir şey alıp verme konularında sağdan başlamaktan hoşlanırdı. Yemek, içmek ve temizlik konularında sağ elini, tuvalet v.b. ezayı giderme konularında ise sol elini kullanırdı.
Dişlerini misvaklardı. Oruçlu iken de dişlerini misvaklardı. Uykudan uyandığında, abdest alırken, namaz kılacağı zaman eve girdiği vakit misvakla dişlerini fırçalardı.
Koku sürünürdü. Güzel kokuyu severdi. Önceleri saçlarını salıverdi, sonra ikiye ayırdı. Bir sürmedanlığı vardı her gece uykudan önce iki gözüne de ondan sürme çekerdi. Tirmizi
Enes diyor ki : H.z. Peygamber (s.a.v.) başını ve sakalını çokça zeytinyağı ile yağlardı. Tirmizi
Saç taramayı severdi. Saçı uzayınca dört örgü yapardı. Tirmizi
Güzel kokuyu geri çevirmezdi. Buhari H.z. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki : “Herhangi birinize fesleğen çiçeği verilirse onu geri çevirmesin. Çünkü o cennetten çıkmadır.” Tirmizi
En çok sevdiği koku misk ti. Kına çiçeğinden de hoşlanırdı.

BIYIKLARI KISALTMADAKİ TUTUMLARI
H.z. Peygamber (s.a.v.) Bıyıklarını kısaltır ve H.z. İbrahim’in de bıyığını kısalttığını söylerdi. Tirmizi Ebu Hureyre’den rivayetle H.z. Peygamber (s.a.v.) “Bıyıkları kısaltın, sakalları bırakın, böylece Mecusilere muhalefet edin” buyurmuştur. Müslim

KONUŞMASI, SUSMASI, GÜLÜŞÜ, AĞLAYIŞI :

O’nun konuşması kalpleri tutar, ruhları esir ederdi, buna düşmanları bile tanıklık ederdi. Konuştuğu zaman açık sözle tane tane konuşurdu. Çoğu zaman iyi anlaşılsın diye sözü üç kere tekrar ederdi. Uzun zaman susardı. Gereksiz konuşmazdı. Konuşmalarında az sözle çok mana ifade edecek cümleler kullanırdı. Anlatacağını ayrıntılarıyla anlatır, ne boş yere nede gereksiz kısaltmalarda bulunurdu. Lüzumsuz konularda konuşmazdı. Yalnızca sevabını umduğu konularda konuşurdu. Bir şeyden hoşlanmadığı yüzünden belli olurdu.

Gülüşü tebessüm idi. Ağlaması gülmesi gibiydi. Nasıl kahkaha ile gülmez idiyse, ağlarken de bağıra bağıra ağlamazdı. Ancak gözleri yaşla dolardı. Kimi zaman ölüye merhametinden, kimi zaman ümmeti için korktuğundan ve onlara olan şefkatinden, kimi zaman Allah korkusundan, kimi zaman da Kur’an dinlerken ağlardı. Oğlu İbrahim öldüğünde gözleri yaşla doldu ve ona olan merhametinden ağladı ve buyurdu ki : “Göz yaşla dolar, kalp mahzun olur. Rabbimizi hoşnut etmeyecek şey söylemeyiz. Biz sana gerçekten üzülüyoruz, ey İbrahim.” Buhari
İbn mesud ona Nisa suresini okurken “Her ümmete bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit halleri ne olacak ?” ağladı. Buhari
Zaman zaman gece namazında ağlardı.

HUTBELERDE Kİ TAVIRLARI

Hutbeye çıktığı zaman gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artardı.
Her hutbesine Allah’a hamdederek başlardı.
Hutbeyi ayakta okurdu.
Cemaatin ihtiyacına göre hutbeyi kısaltır veya uzatırdı.

ABDEST ALIŞI

H.z. Muhammed (s.a.v.) genellikle her namaz için abdest alırdı. Ancak bazen birden çok namazı aynı abdest ile kıldığı olurdu. En az abdest için su harcayan o idi. Ümmetini abdest alırken su israfı yapmaktan sakındırırdı. Bazen uzuvlarını birer, bazen ikişer, bazen de üçer kere yıkardı. Bazen bir avuç suyla hem ağzına hem de burnuna su verdiği olurdu. Abdullah b. Zeyd’ den rivayet edildiğine göre “H.z. Muhammed (s.a.v.) bir tek avuç sudan hem ağzını çalkaladı, hem de burnuna çekti. Bunu üç kere yaptı.” Buhari

Sağ eliyle burnuna su alır, sol eliyle sümkürürdü. Her abdest alışında mutlaka ağzını ve burnunu yıkamıştır.
Başının tamamını meshederdi. Ve bir kere meshederdi.
Ayağı çıplak ise yıkamış. Ayağında mest varsa üstüne mest aldığı da olmuştur.
Başı ile beraber kulaklarının içini ve dışını da meshederdi.
Abdestin başında besmele çekmekten başka sağlam bir rivayet yoktur. Ümmetine de başka bir şey öğretmemiştir.
Abdestten sonra uzuvlarını kurulama alışkanlığı yoktu.
Abdest sıralamasına dikkat ederdi.

NAMAZ KILIŞI
Namaza kalktığında “Allah’u ekber” derdi. Bundan önce hiçbir şey söylemezdi, ( uydum imama, durdum kıbleye v.b. sözlerden hiç birini söylememiştir. Söyledi diye de hiçbir rivayet yoktur.)
Tekbir getirirken ellerini, parmaklarını açık ve kıbleye yönelik bir şekilde kulaklarının üst kısmına kadar kaldırırdı. Ellerini omuzlarına kadar kaldırdığı da rivayet edilmiştir. Sonra sağ elini sol elinin üzerine kor ve Subhaneke’yi okurdu. Müslim
Kur’an okurken med ile ( uzatarak ) okur, her ayet sonunda durur ; sesini uzatırdı. Buhari
Sabah namazında uzun uzun okurdu ama bunu her zaman yapmazdı. Sabah namazını diğer namazlardan uzun tutardı, çünkü sabah namazının kıraatine şahitlik edilmektedir.

Rüku edişi
H.z. Peygamber (s.a.v.) kıratı bitirince yeniden nefes alacak kadar bir müddet susar ; sonra ellerini kaldırır, tekbir alarak rükua gider, ellerini dizleri üzerine sanki onları avuçluyormuşçasına koyar, sırtını dümdüz edip uzatırdı. Başını yukarı dikmez, aşağı eğmez ; sırtının hizasına getirir, ona eşit seviyede tutardı. Rükuda şöyle derdi : Subhane rabbiyel azim ( Yüce Rabbimi tenzih ederim ) derdi. Mutad olan rükusu on tesbih getirecek kadar kadardı. Daha sonra

“Semiallahü limen hamideh” diyerek başını kaldırırdı. Rükudan doğrulurken ellerini de kaldırırdı. Resulullah (s.a.v.)’in ellerini kaldırdığı Aşere-i Mübeşşere’nin de içinde bulunduğu 30 kadar sahabi rivayet etmiştir.
Rükudan kalktığında ve iki secde arasında daima belini doğrulturdu. Ayakta tam doğrulduğunda “Rabbena ve lekel hamd” Rabbimiz hamd yalnız sanadır. Derdi. Rüku’yu da uzatırdı, secdeyi de hatta rüku’yu bazen öyle uzatırdı ki gören secdeye gitmeyi unuttu zannederdi. Sonra iki secde arasında o kadar çok otururdu ki gören secdeye gitmekten vazgeçti dermiş. Müslim

Secde edişi
Resulullah (s.a.v.) secdeye giderken önce dizlerini sonra ellerini, daha sonra da alnını ve burnunu yere koyardı. Ebu davud
Resulullah (s.a.v.) namaz kılarken hayvanlara benzemeyi yasaklamıştır. Deve gibi çökmek, tilki gibi sağa sola bakmak, canavar gibi kolları yere sermek, karga gibi gagalamaktan ( yani secdeleri hızlı yapmak ).
Secde ettiğinde alnını yere değdirirdi. Kafasında ki sarığın ucuna değil. Secdeye gittiğinde ellerini yanlarından o kadar uzaklaştırırdı ki koltuk altları görünürdü. Ellerini, omuzları ve kulakları hizasında yere koyardı. Avuç içlerini yere koyar dirseklerini yukarı kaldırırdı. Müslim
Ayak parmaklarının uçlarını kıbleye yöneltirdi. Avuçlarını ve parmaklarını yere yayar, parmak aralarını ne ayırır nede sıkardı.
Secde ettiğinde Sübhane Rabbiye’l - A’la ( En yüce olan Rabbimi tenzih ederim ) derdi.

Resulullah (s.a.v.) “En üstün namaz kıyamı uzun olandır” buyurmuştur. Müslim
Resulullah (s.a.v.) “Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secdede ki haldir.” Müslim

Gece namazına özel olarak “kıyam” adı verilir.

Son oturuş
Başını secdeden, ellerinden önce kaldırırdı. Sol ayağını yere yayar, üzerine oturur, sağ ayağını dikerdi. Resulullah (s.a.v.) den günümüze başka bir oturuş nakledilmemiştir.

H.z. Aişe ( r.anha ) diyor ki : Allah Resulüne (s.a.v.) namazda başı sağa – sola çevirmeyi sordum. “Kulun namazından şeytanın aşırıp kaçtığı bir şeydir.” Buyurdu. Buhari

Namazdan selam verip çıktıktan sonra kıbleye yahut cemaate dönüp dua etmek asla H.z. Peygamber (s.a.v.) in adeti değildi. Böyle yaptığına dair bir sahih hadis yoktur.
“Herhangi biriniz namaz kıldığında, önce Allah’a hamd ve övgü ile başlasın. Sonra H.z. Peygamber’e (s.a.v.) salat u selam getirsin. Sonra dilediği şekilde dua etsin.” Tirmizi

H.z. Peygamber (s.a.v.) namaz kılarken Hasan yahut Hüseyin gelir, sırtına binerdi. Bunun üzerine onu, sırtından düşürmek istemediği için secdeyi uzatırdı.
Namaz kılarken kendisine selam verenin selamını işaretle alırdı. Cabir diyor ki : “H.z. Peygamber (s.a.v.) beni bir iş göndermişti. Sonra ona namaz kılarken yetiştim ve kendisine selam verdim. O da işaretle selamımı aldı.” Müslim

Yanılma ( sehiv ) secdesi
H.z. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur : “Ben de sizin gibi bir insanım. Sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Unuttuğum zaman bana hatırlatınız.” Buhari
O’nun namazda yanılması Allah’ın ümmete nimetini tamamlaması, dinlerini kemale erdirmesidir ki, böylece yanılma durumunda H.z. Muhammed (s.a.v.) kendileri için meşru kıldığı şeylerde ona uyabilsinler.
H.z. Muhammed (s.a.v.) bir keresinde dört rekatlı namaz kıldırıyordu, iki rekatı kıldıktan sonra arada oturmadan ayağa kalktı. Namazı bitirince selam vermeden önce iki secde yaptı, sonra selam verdi.
Bir gün namaz kıldı selam verip ayrıldı. Oysa namazın bir rekatı kalmıştı. Talha b. Ubeydullah derhal ona yetişip “Namazın bir rekatını unuttun” dedi. Bunun üzerine geri döndü, mescide girdi ve Bilal’e namaz için kamet getirtti. Cemaate bir rekat namaz kıldırdı. İmam Ahmed

Namazdan sonra okuduğu dualar

Selam verince üç kere istiğfar eder ( Estağfirullah demek ) ve ondan sonra da şöyle derdi :
“Allahumme entesselamu ve minkesselamu tebarekte yaza celali vel ikram”

H.z. Muhammed (s.a.v.) ümmetini, her namazın arkasında otuz üç kere “Sübhanallah”, otuz üç kere “Elhamdülillah”, otuz üç kere “Allahuekber” deyip yüze tamamlamak için şu duayı okumaya teşvik etmiştir : “ La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh lehul mülkü ve lehül hamdü ve huve ala külli şey in kadir”

“Yegane Allah’tan başka tanrı yoktur. O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nun dur. Hamd O’na mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter.” Müslim

“Kim sabah namazının arkasından daha ayaklarını bükmüş otururken, konuşmadan önce on kere ;
La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh lehul mülkü ve lehul hamdü yuhyi ve yumitu ve huve ala külli şeyin kadir.” Derse onun adına on sevap yazılır, on günahı silinir, derecesi on kat yükseltilir ve o gün her türlü beladan emniyet içinde olur. Tirmizi

H.z. Muhammed (s.a.v.) buyurur ki : “Kim farz namazların arkasından Ayet el-Kürsi okursa, onu cennete girmekten yalnızca ölmemesi alıkor.” İbn Hibban

SÜTRE YAPMASI
Yolculukta veya açık alanda bulunduğunda yere bir hançer diker, ona doğru namaz kılardı. Böylece bu hançer onun sütresi olurdu. Namaz kılacak kimsenin bir ok yahut değnek ile önüne sütre dikmesini hiçbir şey bulamazsa önüne çizgi çizmesini emretmiştir. Ebu Davud

Ratibe sünnetleri
Resulullah (s.a.v.)’in hiç terk etmediği sünnet namazlar. Bunlar sabah namazının iki rekat sünnetini evde kılması farz için cemaate gelmesi, öğle namazının ilk dört rekat sünnetini evde kılması farz için cemaate gelmesi ve son iki rekat sünneti evde kılması, akşam namazının farz için cemaate gelmesi ve son iki rekatını evde kılması, yatsı namazının sünnetlerini evde kılması ve farz için cemaate gelmesi.

Sünnetleri ve nafileleri bir durum olmadığı sürece evde kılmak Resulullah (s.a.v.) in sünnetiydi. Hastalık v.b. nedenleri olmadığı taktirde farz namazları da mutlaka camide kılardı. Yolculuk esnasında sabah namazının sünneti ve vitir namazının haricinde ratibe sünnet kıldığı rivayet olunmamıştır. Farz namazları da iki rekat kılardı.

Gece namazı
Resulullah (s.a.v.) gerek ikamet halinde gerekse sefer halinde gece namazını hiç bırakmamıştır.
H.z. Aişe (r.anha) der ki : Resulullah (s.a.v.) yatsı namazını kılıp ta yanıma geldiğinde mutlaka dört veya altı rekat namaz kılardı. Sonra yatağına yatardı.
Uyanınca önce dişlerini misvaklar, sonra Allah’u Teala’yı zikrederdi. Sonra abdest alıp kısa iki rekat namaz kılardı.

Hayvan üzerinde nafile namaz kılması
Enes b. Malik’den rivayet : Resulullah (s.a.v.) devesi üzerinde nafile namaz kılmak istediğinde kıbleye yönelir, namaz için tekbir alır, sonra hayvanı salıverirdi. Sonrada hayvan nereye yönelirse yönelsin namaz kılardı. Ebu Davud
Resulullah (s.a.v.) gece gündüz seferde devesi üzerinde, hayvan nereye yönelirse yönelsin o tarafa doğru nafile namaz kılardı. Buhari


Kuşluk namazı
Ebu Hureyre (r.a.) : “H.z. Muhammed (s.a.v.) bana, her ay üç gün oruç tutmamı, iki rekat kuşluk namazı kılmamı ve uyumadan önce vitir namazı kılmamı tavsiye etti” demiştir. Buhari
“Kim sabah namazını kılınca, iki rekat namaz kılıncaya kadar namazgahında oturur, hayırdan başka bir şey konuşmazsa Allah onun günahlarını affeder. İsterse denizin köpüğü kadar çok olsun.” Ahmed b.Hambel

Şükür secdesi
Bir felaket atlatılır yahut sevinilecek yeni bir durum ortaya çıkarsa gerek H.z. Muhammed (s.a.v.), gerekse ashabı şükür secdesi ederlerdi. Enes’ ten rivayet le : “H.z. Muhammed (s.a.v.) bir ihtiyacının görüldüğü müjdesini alınca Allah’a secde ederdi.” İbn Mace
“H.z. Muhammed (s.a.v.)’e Yemen’de ki Hemdan kabilesinin Müslüman olduğu haberi geldiğinde H.z. Peygamber (s.a.v.) secdeye kapandı, sonra başını kaldırarak : “Hemdanlılara selam ! Hemdanlılara selam !” dedi. Buhari

H.z. Muhammed (s.a.v.) bir secde ayetiyle karşılaştığında tekbir alır, secde ederdi. Secdeden kalkarken tekbir getirmezdi.

CUMA GÜNÜ

H.z. Muhammed (s.a.v.) buyuruyor : “Günlerinizin en faziletlisi Cuma günüdür. Allah Adem’i o gün yarattı. Adem’in ruhu o gün alındı. Sur’a o gün üfürülecek ve o gün kıyamet kopacaktır. Bu sebeple o gün bana çok salat ü selam gönderiniz. Çünkü salat ü selamlarınız bana arz olunur.”

“Güneş, Cuma gününden daha hayırlı bir gün üzerine doğmamıştır.” İbn Hibban

H.z. Muhammed (s.a.v.) o gün mutlaka gusül abdesti alırdı.

“Bir kimse Cuma günü gusleder, temizlenebildiği kadar temizlenir, yağından yağlanır, yahut evindeki güzel kokulardan sürünür de camiye çıkar ve yan yana oturan iki kişi arasını ayırmadan bir yere oturur, sonra kendisine takdir edilen namazı kılar, sonrada imam minberde konuşmaya başlayınca susarsa, o Cuma ile diğer Cuma arasında ki günahları bağışlanır.” Buhari

H.z. Muhammed (s.a.v.) “Cuma günü, günlerin efendisi ve Allah katında en büyük gündür.” İbn Mace

H.z. Muhammed (s.a.v.) Cuma günü içinde öyle bir an vardır ki, Müslüman bir kul namaz kıldığı halde o vakte rastlar da Allah’tan bir şey dilerse muhakkak Allah onun dileğini yerine getirir.” Buyurmuştur. Buhari

Resulullah (s.a.v.) mescide girer Mimber’e çıkınca da, Bilal Cuma ezanına başlardı. Ezan bitince Resulullah (s.a.v.) hutbeye başlardı.
Buhari ve Müslim’de İbn Ömer’den gelen bir hadiste : “H.z. Peygamber (s.a.v.) cumadan sonra evinde iki rekat namaz kılardı.”

Müslim’in Ebu Hureyre’den naklettiğine göre H.z. Peygamber (s.a.v.) “Herhangi biriniz cumayı kılınca, ondan sonra dört rekat namaz kılsın.”


Namaza değişik yollardan gidip gelmesi

Giderken başka yoldan, dönerken başka yoldan yürümeyi tercih ederdi. Bu davranışı her iki yolda ki halka selam vermek için yapıyorum derdi.

HASTA ZİYARETİ

H.z. Peygamber (s.a.v.) hasta olanları ziyaret ederdi. Hasta olan kişiye hal hatır sorar onların ihtiyacı ile yakından ilgilenirdi. Hasta için dua ederdi. Sağ elini hastaya sürer ve şöyle dua ederdi : “insanların Rabbi Allah’ım sıkıntıyı gider, hastaya şifa ver. Şifa veren yalnız Sensin. Senden başkası şifa veremez. Senin verdiğin şifa hiçbir hastalığı bırakmaz.” Buhari
Hastanın başına vardığında bazen “ Günahlarına keffaret ve onları temizleyicidir.” Derdi. Buhari

Okuyarak tedavi ettiği olurdu.

“ Bir adam Müslüman kardeşi hastalandığında ziyaretine gitmek için yola çıktığı zaman oturuncaya kadar cennet bahçesinde yürür. Oturunca onu rahmet bürür. Eğer vakit sabahsa akşama kadar yetmiş bin melek ona dua eder. Şayet akşam ise sabaha kadar yetmiş bin melek ona dua eder.” Ahmed b. Hambel

CENAZE ADABI

H.z. Peygamber (s.a.v.) kişiyi hasta olduğunda ziyaret eder, ahireti hatırlatır, tövbe etmesini, yanında bulunanlara da son sözü olsun diye “La ilahe illallah” şehadet kelimesini söylemesini telkin etmelerini emrederdi. Müslim
Sonrasında ölüye saygılı davranmayı, onun yanında sessiz ağlamayı ve yürekten üzülmeyi emrederdi. “ Gözden yaş boşanır, yürek üzülür. Ama biz Rabbi hoşnut etmeyecek söz söylemeyiz.” Derdi. Buhari

Ölüyü hemen donatıp Allah’a sunma, yıkama, temizleme, güzel koku sürme ve beyaz kumaşlarla kefenlenme ve cenaze namazının kılınması acele ettiği işlerdendi.

Ölünün üzerini örtmek, gözlerini yummak, H.z. Peygamber (s.a.v.) in adeti idi. Bazen ölüyü öptüğü de olurdu.
Savaş meydanındaki şehitleri yıkatmazdı. Buhari
Şehitleri elbiseleri ile gömerdi. Ebu Davud

Resulullah (s.a.v.) bir cenaze namazı kıldırdığı zaman önünde yürüyerek mezarlığa kadar takip ederdi.
Yanından cenaze geçtiğinde ayağa kalktığı ve ayağa kalkmayı emrettiği sahihtir.
Ölünün ailesine taziyede bulunurdu.

Ölünün arkasından kendini parçalayarak ağlamayı yasaklamıştır.

Cenaze namazını kimi zaman mescide, kimi zaman da mescid dışında kıldırmıştır.

Cenazeyi defnetmek için kabre hızlı adımlarla gider ve öyle yapılmasını emrederdi.

H.z. Peygamber (s.a.v.) en çok sadaka verendi

Sahibi bulunduğu mallardan en çok sadaka veren insandı. Fakirlikten korkmayan kimsenin verişi gibi bağışta bulunurdu. Verdiğinden dolayı duyduğu sevinç ve neşe alan kimsenin aldığı şeyden dolayı duyduğu sevinçten daha büyüktü. Hayır yolunda en çok cömertlik gösteren insandı. Sağ eli esen rüzgar gibiydi.
Karşısına bir muhtaç çıktığında kendisine tercih eder, yedirir, giydirirdi. Bazen bir şeyi satın alır fiyatından daha çok para verirdi. Hediye alır hediye verirdi.
Gönlü en geniş, nefsi en hoş kalbi en yumuşak insandı. O öyle bir insandı ki görenleri sadaka vermeye ve ihsanda bulunmaya teşvik ederdi.

İnsanın iyilik yapması, hayır adına yaptığı her şey gönül genişliğindendir. Gönlü genişleten sebeplerin en büyüğü tevhiddir.
“Ya Allah’ın gönlünü İslam’a açtığı kimse ? İşte Rabbin’den bir nur üzere olan O’dur.” Zümer 22
“Allah, kimi hidayete erdirmek isterse onun gönlünü İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuşçasına o kimsenin gönlünü dar ve sıkışık kılar.” En’am 125

Allah’ın, kulun kalbine attığı nur, iman nuru : Bu nur, gönlü açar, genişletir ve kalbi ferahlatır. Kulun ilmi genişledikçe kalbi açılır ve genişler. Gönül açıklılığının sebeplerinden biri de her hal ve her yerde devamlı Allah’ı zikretmektir. Gönül açıklığı ve kalb yumuşaklığında zikrin insanı hayrette bırakan bir tesiri vardır.

Allah Resulü (s.a.v.) cimri ile cömert insanı üzerlerinde demirden birer cübbe bulunan iki adama benzetiyor. Cömert sadaka vermeye karar verdiği zaman demir cübbe genişler, yayılır, nihayet o kişi elbisesini ardınca sürüklemeye ve izlerini silmeye başlar. Cimrinin aklından sadaka vermek geçse cübbenin her bir demir halkası yerine yapışır, cübbe genişlemez. Buhari

Kalbi daraltan şeylerin bir kısmı da şunlardır.

Boş yere bakma, konuşma, dinleme, yeme, içme ve uyuma. Böyle fuzuli şeylerde kalbi daraltır.

Allah Resulü (s.a.v.) gönül açıklığına, kalb genişliğine sahip en mükemmel insandı. O na en güzel şekilde uyan kimse tevhid lezzetine ulaşmış olur.

ORUÇ

Oruç Allah sevgisini ve rızasını tercih edip nefsin sevdiği ve lezzet aldığı şeyleri terk etmektir.
Oruç hicretin ikinci senesi farz olmuştur. Allah Resulü (s.a.v.) vefat ettiğinde 9 Ramazan orucu tutmuştur.

H.z. Peygamber (s.a.v.) Ramazan ayı geldi mi çokça ibadet ederdi. Cebrail (a.s.) Ramazan da O’nunla karşılıklı Kur’an okurdu. H.z. Peygamber (s.a.v.) hayır yapmada esen rüzgar gibi olurdu. O insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu ay Ramazan ayı idi. Buhari bu ayda bol bol sadaka verirdi.

Hilal göründüğünde Ramazan’a başlar yine hilal göründüğünde Bayram ederdi. Eğer hilal görünmediyse Şaban ayını 30 tamamlardı.
İftarda acele eder ve öyle yapılmasını emrederdi. Sahur yemeği yer yenilmesini tavsiye ederdi. Buhari
Akşam namazını kılmadan önce iftar ederdi. Ahmed b.Hambel


Allah Rasulü (s.a.v.), en muazzam ve en büyük gazaları olan Bedir ve Mekke fethi gazalarına Ramazan’da çıktı. H.z. Ömer (r.a.) diyor ki : Bedir gazası ve Mekke fethi gazalarına Ramazan’da çıktık, her iki gazada da oruç tutmadık. Tirmizi
Allah Rasulü (s.a.v.) Ramazan’ da yolculuğa çıktı ; hem oruç tuttu hem de tutmadı. Sahabileri, oruç tutmaları konusunda serbest bıraktı.
H.z. Peygamber (s.a.v.) oruçlunun oruç bozacağı mesafe hakkında hiçbir sınır koymamıştır. Sahabe-i kiram yolculuğa çıktıklarında evleri geçmeyi dikkate almaksızın oruçlarını bozuyorlar ve bunun H.z. Peygamber in sünneti olduğunu haber veriyorlardı.

H.z. Peygamber (s.a.v.) oruçlu iken hanımlarını öperdi. Ebu davud

Unutarak yemek yemenin veya sıvı içmenin orucu bozmadığını söylemiştir. Oruçlu iken dişlerini misvaklamıştır.

NAFİLE ORUÇLAR
H.z. Pegamber’in Ramazan’dan başka hiçbir ayın tamamını oruçlu geçirmemişti. Hiçbir ayda da Şaban ayında tuttuğu kadar çok oruç tutmadı. Hiçbir ayı da oruçsuz geçirmedi. Dolunay günleri 13, 14, 15 oruç tutardı. Ve teşvik ederdi. Ahmed b. Hambel
İbn Mesud (r.a.) der ki : Rasulullah (s.a.v.) her ayın üç günü oruç tutardı.

Zilhicce orucu
Rasulullah (s.a.v.) Zilhicce’nin ( aşure günü ) onuncu günü ve her aydan üç gün oruç tutmak sünnetiydi. Ahmed b. Hambel

Şevval orucu
H.z. Peygamber (s.a.v.) “Ramazanla beraber 6 günlük Şevval orucu, bütün bir yıl oruçlu geçirmeye denktir.” Müslim

Nafile Orucun kazası
H.z. Aişe’nin rivayeti : Ben ve Hafsa oruçlu idik. Bize canımızın çektiği bir yiyecek geldi. Bizden ondan yedik. Sonra Rasulullah (s.a.v.) geldi sorduk O da bize yerine bir gün kaza orucu tutun dedi. Tirmizi

Rasulullah (s.a.v.) Cuma günü oruç tutmanın mekruh olduğunu ifade etmiştir. Ancak öncesinde ( Perşembe ) oruç tutarsanız olur. Buyurmuştur. Ahmed b.Hambel

İtikaf

Gönlün salahı ve Allah Teala’ya gidiş yolunda olması, kendini Allah’a teksif etmesine ve bütünüyle Allah Teala’ya yönelerek kalbinin dağınıklığını toplamasına bağlıdır. Zira kalp dağılırsa, onu Allah Teala’ya yönelmekten başka bir şey toplayamaz. Çok yemek ve içmek çok konuşmak, çok uyumak Allah Teala’ya gidişi kesen, engelleyen şeylerdir. Allah Teala, amacı ve özü kalbin Allah’a yönelmesi ve teksif olması, O’nunla başbaşa kalması, halkla ilgisinin kesilmesi ve sadece Allah Teala ile ilgilenmesi demek olan itikafı uygun görmüştür. İtikaf sayesinde gönlün endişe ve vesveselerinin yerini Allah’ın zikri, sevgisi ve O’na yöneliş alır. Bu amaç ancak oruçla tamamlanabildiğinden Allah itikafı, oruç tutulan en faziletli günlere koydu. Yani Ramazan’ın son on gününe. Allah Teala itikafı hep oruçla birlikte zikretmiştir.

Rasulullah (s.a.v.) ölünceye kadar her Ramazan’ın son 10 gününde mutlaka itikafa girmiştir. Buhari vefat ettiği yıl 20 gün itikaf yapmıştır.


Akika kurbanı

H.z. Aişe (r.a.) sahih senedle gelen bir hadise göre H.z. Peygamber (s.a.v.) “Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir” kurban buyurmuştur. Tirmizi
Hz. Peygamber (s.a.v.) Hasan ve Hüseyin adına akika kurbanı olarak birer koç kesmiştir. İbn Abbas

Çocuğun kulağına ezan okunması

Ebu Davud’un rivayetine göre Ebu Rafi diyor ki : H.z. Hasan dünyaya geldiğinde H.z. Peygamber (s.a.v.) kulağına ezan okumuştur.

İsim koyması

Sahih bir rivayete göre Asiye ismini değiştirmiş ve “sen cemilesin” buyurmuştur. Müslim
Ebu Davud diyor ki : H.z.Peygamber (s.a.v.) As, Aziz, Şeytan, Hakem, Gurab, Hubab ve Şihab adını taşıyan kimselerin adlarını değiştirmiştir. Harb adını taşıyan kişiye de Silm ismini koydu.
H.z. Peygamber (s.a.v.) isim koymada mana önemine dikkat etmiştir.
ZADUL MEAD / İBN KAYYIM EL CEVZİYYE

sürgün
ilim ehli

Mesaj Sayısı : 33

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz