HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

İRAN FİLMLERİ 1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

İRAN FİLMLERİ 1

Mesaj  erkam Bir Paz Şub. 06, 2011 10:20 am

1-Zendegi va digar hich (1991) (Abbas Kiarostami)
1990'da Kuzey İran'ı sarsan depremin ardından, bir baba ile oğlu
"Arkadaşımın Evi Nerede?" filminin iki çocuk oyuncusunun akıbetlerini
öğrenmek için, yerle bir olmuş bölgeye doğru yola koyulurlar. Yolda
birçok olaya tanık olurlar ve depremin yarattığı kaosu görürler.
Ziyaretçiler, iki çocuğun memleketinde, bütün kayıplara ve her tarafı
etkisine alan yıkıma karşın, felaketten kurtulanlar iin yaşamın bütün
görkemiyle sürdüğünü keşfederler... Toplumsal eleştiri ile bir
trajedinin aktarımını birlikte harmanlayan bir yol filmi olan VE YAŞAM
SÜRÜYOR, yaşamı öven bir film. Yaşamın alt edilmez gücünü ve insanın
kendini gerçeğin gerekliliklerine açmasının önemini vurguluyor.

http://www.imdb.com/title/tt0105888/

2-Mossafer (1974) (Abbas Kiarostami)
Qassem (yüksek olasılıkla bizdeki Kasım'ın karşılığı) 10 yaşında küçük
bir kasabada yaşayan gariban bir çocuktur. Tahran'a gitmek için yanıp
tutuşan bunun için pek çok tehlikeyi, yalanları, hırsızlığı ve
acımasızca dayak yemeyi göze almıştır; gözü karadır yani. En iyi
arkadaşına yamuk yapmak bile portföyüne dahildir. Peki neden Tahran'a bu
kadar gitmek istemektedir?
Önemli bir futbol maçını stadyumda izlemek için....

Daha
fazlasını yazıp film izleme seyrinizi kaçırmak istemiyorum. Ama
Kasım'ın bu tutkulu sevdası için göze aldıkları bir sonuç verecek midir
bunu merak ediyorsanız izlemeniz gerekiyor. Siyah beyaz pelikülün çoğu
avantajlarını kullanıyor Kiarostami. Eşsiz arka plan görüntüleri
eşliğinde gölge oyunları, ustalık yolunda kamera devinimleri ve yakın
plan çekimle duyguların yüze yansıyan ifadeleri...

http://www.imdb.com/title/tt0071859/

3-ABC Africa (2001) (Abbas Kiarostami)
Ünlü yönetmen Abbas Kiarostami'den Afrika'nın içler acısı halini gösteren bir belgesel.

http://www.imdb.com/title/tt0281534/

4-Khane-ye doust kodjast? (1987) Where is the Friend's Home?

(Abbas Kiarostami)
ARKADAŞIMIN EVİ NEREDE?;

'89 Locarno Bronz Leopar

Sekiz
yaşındaki Ahmet ödevini yapmaya oturduğunda yanlışlıklasınıf arkadaşı
Muhammed Rıza'nın okul defterini almış olduğunu görür. Muhammed ödevini
ardarda iki gün defteri yerine kağıda yapmış olduğu için öğretmeni
tarafından azarlanmış ve bunun tekrarında okuldan atılmakla tehdit
edilmiştir. Öğretmenin her zaman ödevin deftere yapılmasını istediğini
bilen Ahmet, defterigeri vermesi gerektiğini düşünür. Ama arkadaşının
nerede oturduğunu bilmediğinden bütün öğleden sonrasını onun komşu
köydeki evini aramakla geçirir. Ahmet'in arkadaşına yardım etmek için
gösterdiği ısrarlı çabalar, yaklaştığı büyükler tarafından kayıtsızlıkla
karşılanır... ARKADAŞIMIN EVİ NEREDE? bir İran köyündeki toplumsal
yapıyı irdelerken günlük yaşamın zorluklarıyla nasıl başa çıkıldığını
gözler önüne sermekte.

http://www.imdb.com/title/tt0093342/

5-Bad ma ra khahad bord (1999) (Abbas Kiarostami)The Wind Will Carry Us

İranlı usta sinemacı Abbas Kiarostami 1999 tarihli “Le Vent Nous
Emportera” ile birçok yönden Bill Forsythe’ın kült yapımı “Local Hero”yu
hatırlatan bir film çekerken sıradışı bir işe imza atmış. İki
asistanıyla birlikte küçük bir dağ köyüne giden bir mühendis burada
yaptığı incelemelerle herkesin merak konusu olur. Kimi onun ölmekte olan
yaşlı bir kadının arazisini satın almak için geldiğini düşünürken,
kimileri de değerli tarihi eserler arayan bir arkeolog olduğu
görüşündedir.

http://www.imdb.com/title/tt0209463/

6-Five Dedicated to Ozu (2003) (Abbas Kiarostami)
Sabit kamerayla çekilmiş, dialog barındırmayan, okyanus manzarasını
resmeden hareketli bir tabloyu andıran, deneysel bir çalışma. Japon
yönetmen, Yasujiro Ozu’ya adanmış.

Her biri 15-20 dakikalık beş sekanstan oluşuyor:

Birinci sekans: Okyanus kıyısında duran bir kütük
İkinci sekans: Okyanus kenarındaki yolda yürüyen insanlar
Üçüncü sekans: Kumsaldaki köpekler
Dördüncü sekans: Kumsalda bir sağa, bir sola giden ördekler
Beşinci sekans: Okyanus yüzeyindeki ay yansıması ve güneşin doğuşu

Bunlara
yüklenecek anlam, neredeyse tamamen seyircinin düşünsel dünyasına
bırakılmıştır. Gök gürültüsü, kurbağa vıraklamaları, dalga sesleri...
kısacası doğanın sesi de film boyunca bize eşlik eder. Sekansları
birbirine bağlayan müzikler haricinde, filmde müzik yoktur.

http://www.imdb.com/title/tt0409965/

7-Khaneh siah ast (1963) (Forugh Farrokhzad)
The House Is Black

http://www.imdb.com/title/tt0336693/

8-Bacheha-Ye aseman (1997) (Mjiad Majidi)
Children of Heaven

İran'lı yönetmen Majid Majidi'nin filmi Ali ve Zahra isimli iki kardeşin
öyküsünü anlatıyor. Onlar karşılaştıkları ve yaşadıkları sorunları
aileleriyle paylaşmıyorlar, kendileri çözmeye çalışıyorlar. Aslında
sorunları Zahra'nın kaybolan ayakkabılarıyla ilgili. Abisi Zahra'nın
ayakkabılarını kaybettiği için kendi ayakkabılarını kardeşiyle paylaşmak
zorunda kalıyor. Çünkü yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar
yoksullar. İki kardeş günlerini tek bir çift ayakkabıyı paylaşarak
geçirmeye çalışıyorlar. Yürek ısıtan, çocuksu bir masal havasında Ali ve
Zahra'nın yaşantısında dolaştırıyor kamerasını Majidi.

http://www.imdb.com/title/tt0118849/

9-Rang-e khoda (1999) (Majid Majidi)
The color of paradise

Tahran körler okulunda okumakta olan 8 yaşındaki Muhammed, tatil için
Kuzey İran’da yaşayan ailesinin yanına gitmeye hazırlanmaktadır. Coşkulu
aile buluşması çok uzun sürmez. Baştan beri durumdan hoşnut olmayan
baba, sorunsuz evlenebilmek için kör oğlundan kurtulmayı planlamaktadır.

http://www.imdb.com/title/tt0191043/

10-Pedar (1996) (Majid Majidi)

Çalışmak için ailesinden ayrılan, döndüğünde de annesini başka bir
adamla evli gören ve bu durumu kabullenemeyen çocukla üvey babası
arasındaki ilişkiyi anlatan oldukça etkileyici bir yapım.

http://www.imdb.com/title/tt0117315/

11-Baduk (1992) (Majid Majidi)
If there is any sign of progress that our troubled age can boast, it is
that slavery is no longer legal anywhere in the world. However, there
are many places where it is still practiced. This film concerns the
trials and tribulations of one Iranian boy and his sister who are
abducted from the streets when they become separated briefly from their
parents. The boy is sold to a band of smugglers, who adds him to their
troupe of human donkeys; the slaves' job is to sneak across the border
bearing contraband items. Since they outnumber the border guards, the
majority of the hundreds of slaves get through each time, ensuring a
tidy profit for their keepers. The girl is destined for a grimmer fate;
dressed in silks, she is to be the plaything for a Saudi prince. With
the help of a new friend, the boy escapes and risks everything to rescue
his sister.

http://www.imdb.com/title/tt0103760/

12-Baran (2001) (Majid Majidi)

Film, İran'ın başkenti Tahran'da bir inşaatta kaçak olarak çalışan
babasının iş kazasında ayağının kırılması üzerine onun yerini almaya
karar veren genç bir Afgan kızının, erkek kılığına girerek inşaatta
çalışmaya başlaması ve kız olduğunu fark eden aynı inşaattaki bir Azeri
gencin ona âşık olmasının hikâyesini anlatıyor.

http://www.imdb.com/title/tt0233841/

13-Nassereddin Shah, Actor-e Cinema (1992) (Mohsen Makhmalbaf)

Muhteşem bir filmdir; sinemaya adanmış bir ağıt; bir kutsamadır...

Günümüz
İran sinemasının önde gelen isimlerinden olan Mohsen Makhmalbaf,
ülkesinin devrim sonrası döneminin en aktif sanatçılarından biri aynı
zamanda. 1957 yılında Tahran’da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelen Makhmalbaf, henüz sekiz yaşındayken yalnız kalan annesine destek
olmaya başlamış, 17 yaşına geldiğinde belboyluktan işçiliğe tam 13
farklı işte çalışmıştı.

Genç yaşlarından itibaren Şah rejimine
karşı oluşturulan İslami örgütlere katılarak mücadele veren Makhmalbaf,
17 yaşındayken, bir polis karakoluna düzenledikleri saldırı sırasında
tutuklanarak hapse koyuldu ve 1974-1979 arasındaki beş yılı hapishanede
geçirdi.

Çok çeşitli alanlarda kendini yetiştirme imkanı bulduğu
bu beş yıllık sürecin sonunda, yaşama ve İran toplumuna dair izlenimleri
de değişmişti. Bu entelektüel rönesans, onun siyasetten uzaklaşarak,
edebiyat ve sanat, özellikle de sinemaya yönelmesine sebep oldu.
Hayatının bu döneminde en çok inandığı düşünce, İran toplumunun
herşeyden çok kültürel yoksulluktan muzdarip olduğuydu.

Devrimle
birlikte özgürlüğüne kavuşan Makhmalbaf, 1980- 81 yıllarında bir roman,
çeşitli öyküler ve İslami tiyatro üzerine bazı tezler yazdı.1982 yılında
yayımlanan ve “ Kristal Bahçe ” adını taşıyan romanı İngilizce’ye de
çevrildi. Bir yıl sonra da, “ Bassin du Roi ” isimli ikinci kitabını
yayınladı.

Sanat alanında incelemeler, öyküler, kısa hikayeler ve
senaryolar yazan Makhmalbaf’ın bu eserleri, Farsça, İngilizce,
Fransızca, İtalyanca, Arapça, Urdu dili, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere
pek çok farklı dilde yayınlanan 20’den fazla kitapta toplandı.
(masterworks-artisan)

http://www.imdb.com/title/tt0104974/

14-



İran filmleri'nin derlenmiş olduğu bir
başlık vardı.Sitemize olan saldırıdan sonra bu başlık güme gitti.Bu
başlığı tekrar açmakta fayda görüyorum.Çünük İran sineması, Dünya
sinemasında çok özgün bir yere sahip.Bu özgün sinemayı daha ulaşılabilir
kılmak için böyle bir derleme yapmak çok faydalı olacaktır
kanaatindeyim.Sitemizde sunulmuş olan İran filmlerini bu başlık altında
topluyorum, umarım gözümden kaçan yoktur.

Sunum yapan arkadaşlardan ricam; yeni bir İran filmi sunduklarında, bu başlıkta haber vermeleri.


Zendegi va digar hich (1991) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
'93 Sao Paulo Film Eleştirmenleri Özel Ödülü

'93 Rimini Özel Ödül, Rimini Kenti Ödülü

1990'da
Kuzey İran'ı sarsan depremin ardından, bir baba ile oğlu "Arkadaşımın
Evi Nerede?" filminin iki çocuk oyuncusunun akıbetlerini öğrenmek için,
yerle bir olmuş bölgeye doğru yola koyulurlar. Yolda birçok olaya tanık
olurlar ve depremin yarattığı kaosu görürler. Ziyaretçiler, iki çocuğun
memleketinde, bütün kayıplara ve her tarafı etkisine alan yıkıma karşın,
felaketten kurtulanlar iin yaşamın bütün görkemiyle sürdüğünü
keşfederler... Toplumsal eleştiri ile bir trajedinin aktarımını birlikte
harmanlayan bir yol filmi olan VE YAŞAM SÜRÜYOR, yaşamı öven bir film.
Yaşamın alt edilmez gücünü ve insanın kendini gerçeğin gerekliliklerine
açmasının önemini vurguluyor.





Mossafer (1974) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Qassem
(yüksek olasılıkla bizdeki Kasım'ın karşılığı) 10 yaşında küçük bir
kasabada yaşayan gariban bir çocuktur. Tahran'a gitmek için yanıp
tutuşan bunun için pek çok tehlikeyi, yalanları, hırsızlığı ve
acımasızca dayak yemeyi göze almıştır; gözü karadır yani. En iyi
arkadaşına yamuk yapmak bile portföyüne dahildir. Peki neden Tahran'a bu
kadar gitmek istemektedir?
Önemli bir futbol maçını stadyumda izlemek için....

Daha
fazlasını yazıp film izleme seyrinizi kaçırmak istemiyorum. Ama
Kasım'ın bu tutkulu sevdası için göze aldıkları bir sonuç verecek midir
bunu merak ediyorsanız izlemeniz gerekiyor. Siyah beyaz pelikülün çoğu
avantajlarını kullanıyor Kiarostami. Eşsiz arka plan görüntüleri
eşliğinde gölge oyunları, ustalık yolunda kamera devinimleri ve yakın
plan çekimle duyguların yüze yansıyan ifadeleri...





ABC Africa (2001) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Ünlü yönetmen Abbas Kiarostami'den Afrika'nın içler acısı halini gösteren bir belgesel.






Khane-ye doust kodjast? (1987) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
ARKADAŞIMIN EVİ NEREDE?;

'89 Locarno Bronz Leopar

Sekiz
yaşındaki Ahmet ödevini yapmaya oturduğunda yanlışlıklasınıf arkadaşı
Muhammed Rıza'nın okul defterini almış olduğunu görür. Muhammed ödevini
ardarda iki gün defteri yerine kağıda yapmış olduğu için öğretmeni
tarafından azarlanmış ve bunun tekrarında okuldan atılmakla tehdit
edilmiştir. Öğretmenin her zaman ödevin deftere yapılmasını istediğini
bilen Ahmet, defterigeri vermesi gerektiğini düşünür. Ama arkadaşının
nerede oturduğunu bilmediğinden bütün öğleden sonrasını onun komşu
köydeki evini aramakla geçirir. Ahmet'in arkadaşına yardım etmek için
gösterdiği ısrarlı çabalar, yaklaştığı büyükler tarafından kayıtsızlıkla
karşılanır... ARKADAŞIMIN EVİ NEREDE? bir İran köyündeki toplumsal
yapıyı irdelerken günlük yaşamın zorluklarıyla nasıl başa çıkıldığını
gözler önüne sermekte.




Bad ma ra khahad bord (1999) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE

İranlı usta sinemacı Abbas Kiarostami 1999 tarihli “Le Vent Nous
Emportera” ile birçok yönden Bill Forsythe’ın kült yapımı “Local Hero”yu
hatırlatan bir film çekerken sıradışı bir işe imza atmış. İki
asistanıyla birlikte küçük bir dağ köyüne giden bir mühendis burada
yaptığı incelemelerle herkesin merak konusu olur. Kimi onun ölmekte olan
yaşlı bir kadının arazisini satın almak için geldiğini düşünürken,
kimileri de değerli tarihi eserler arayan bir arkeolog olduğu
görüşündedir.






Five Dedicated to Ozu (2003) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Sabit
kamerayla çekilmiş, dialog barındırmayan, okyanus manzarasını resmeden
hareketli bir tabloyu andıran, deneysel bir çalışma. Japon yönetmen,
Yasujiro Ozu’ya adanmış.

Her biri 15-20 dakikalık beş sekanstan oluşuyor:

Birinci sekans: Okyanus kıyısında duran bir kütük
İkinci sekans: Okyanus kenarındaki yolda yürüyen insanlar
Üçüncü sekans: Kumsaldaki köpekler
Dördüncü sekans: Kumsalda bir sağa, bir sola giden ördekler
Beşinci sekans: Okyanus yüzeyindeki ay yansıması ve güneşin doğuşu

Bunlara
yüklenecek anlam, neredeyse tamamen seyircinin düşünsel dünyasına
bırakılmıştır. Gök gürültüsü, kurbağa vıraklamaları, dalga sesleri...
kısacası doğanın sesi de film boyunca bize eşlik eder. Sekansları
birbirine bağlayan müzikler haricinde, filmde müzik yoktur.

Abbas
Kiarostami, yönettiği filmleri, yönetmemiş gibi yapmaya bayılıyor. Bu
deneysel çalışmasında da bunun doruğa çıktığını görüyoruz.

Yazılanlara
göre, filmin Cannes'daki gösterimi öncesinde Kiarostami seyircilere;
"Lütfen filmin ortasında çıkmayın. İsterseniz arkanıza yaslanıp
uyuyabilirsiniz ama lütfen salonu terketmeyin" demiş. Buna rağmen filmin
10. dakikasında salonun büyük kısmı boşalmış.

Sanırım modern
sinema izleyicisi, hatta genel olarak "modern insan", kendisiyle baş
başa kalmaktan korkuyor. Kafamızda yaratacağımız dünyayı, "rahatsız
edici", "sıkıcı" buluyoruz. Belki kafalarımızın içinde rahatsız edici ve
sıkıcı şeyler vardır gerçekten. Veya belki, "kafasını dinlemek (!)"
için Bodrum'da diskoya giden günümüz insanı, zorlama sosyallik
çabalarına kendini o kadar kaptırdı ki; zihninden kaçar oldu... Kim
bilir? (barone)








Khaneh siah ast (1963) (Forugh Farrokhzad) IMDb Linki / Sunumu







Bacheha-Ye aseman (1997) (Mjiad Majidi) IMDb Linki / Sunumu / Sunumu




QUOTE
İran'lı
yönetmen Majid Majidi'nin filmi Ali ve Zahra isimli iki kardeşin
öyküsünü anlatıyor. Onlar karşılaştıkları ve yaşadıkları sorunları
aileleriyle paylaşmıyorlar, kendileri çözmeye çalışıyorlar. Aslında
sorunları Zahra'nın kaybolan ayakkabılarıyla ilgili. Abisi Zahra'nın
ayakkabılarını kaybettiği için kendi ayakkabılarını kardeşiyle paylaşmak
zorunda kalıyor. Çünkü yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar
yoksullar. İki kardeş günlerini tek bir çift ayakkabıyı paylaşarak
geçirmeye çalışıyorlar. Yürek ısıtan, çocuksu bir masal havasında Ali ve
Zahra'nın yaşantısında dolaştırıyor kamerasını Majidi.






Rang-e khoda (1999) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Tahran
körler okulunda okumakta olan 8 yaşındaki Muhammed, tatil için Kuzey
İran’da yaşayan ailesinin yanına gitmeye hazırlanmaktadır. Coşkulu aile
buluşması çok uzun sürmez. Baştan beri durumdan hoşnut olmayan baba,
sorunsuz evlenebilmek için kör oğlundan kurtulmayı planlamaktadır.





Pedar (1996) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Çalışmak
için ailesinden ayrılan, döndüğünde de annesini başka bir adamla evli
gören ve bu durumu kabullenemeyen çocukla üvey babası arasındaki
ilişkiyi anlatan oldukça etkileyici bir yapım.





Baduk (1992) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
If
there is any sign of progress that our troubled age can boast, it is
that slavery is no longer legal anywhere in the world. However, there
are many places where it is still practiced. This film concerns the
trials and tribulations of one Iranian boy and his sister who are
abducted from the streets when they become separated briefly from their
parents. The boy is sold to a band of smugglers, who adds him to their
troupe of human donkeys; the slaves' job is to sneak across the border
bearing contraband items. Since they outnumber the border guards, the
majority of the hundreds of slaves get through each time, ensuring a
tidy profit for their keepers. The girl is destined for a grimmer fate;
dressed in silks, she is to be the plaything for a Saudi prince. With
the help of a new friend, the boy escapes and risks everything to rescue
his sister.







Baran (2001) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu / Sunumu




QUOTE
Afgan mültecileri anlatan İran filmi "Baran", Oscar'a aday oldu.

İran'da
çıkan Resalet gazetesinin haberine göre, Farabi Sinema Vakfı, 10 İran
filmi arasından Mecid Mecidi'nin Baran filmini, Yabancı Film Oscarı'na
aday göstermeyi kararlaştırdı.

İran'daki Afgan mültecilerin
hayatını anlatan, yönetmen Mecid Mecidi'nin "Baran" (Yağmur) adlı
filmini, En İyi Yabancı Film Oscarı'na aday gösterdi.

Film,
İran'ın başkenti Tahran'da bir inşaatta kaçak olarak çalışan babasının
iş kazasında ayağının kırılması üzerine onun yerini almaya karar veren
genç bir Afgan kızının, erkek kılığına girerek inşaatta çalışmaya
başlaması ve kız olduğunu fark eden aynı inşaattaki bir Azeri gencin ona
âşık olmasının hikâyesini anlatıyor. "Baran" halen Tahran sinemalarında
gösteriliyor.

Beni tam dort kez izlettirecek kadar etkileyen bu filmi nasil oldu da burada tanitmayi unutmusum, bilmiyorum.

Bir
film bu kadar mi dogal ve etkileyici olur?!.. O kadar gercekci ki, bir
senaryoyu izlediginizi unutuveriyorsunuz ve daha ilk bastan olaylarin
icindesiniz. Karakterler, olaylar, konunun islenis tarzi... hersey
tamamen hayatin kendisi. Hani duygusal bir filmi izlersiniz, cok
duygulanir, uzulur ve hatta gozyaslarinizla yansitirsiniz hislerinizi.
Ama ardindan bir dusunce peydahlaniverir; "Sonucta bir film idi bu!" Ve
cogu zaman da, "Bunlar ancak filmlerde olur." dersiniz. Iste Baran
bunlari dedirtmeyen bir guzellige sahip.

Ask'tir islenen...
icgudulerin hakimiyetinden siyrilmis hakiki sevginin kaynaklik ettigi
ask... Sevenin sevgilide istedigini gordugu degil, bizzat sevgilide var
olan albeninin seveni kendisine cektigi ask... Dokunulmazligina and
icirtecek bir sevgi... Iki ruhun kaynasmasi, bulusmasi... Tutkuyu
yadsimayan ama tutkudan cok sevgiyle baslayan, sevgiyle beslenen...

Iran
filmlerine asina olanlar bilir, ozellikle son donem Iran sinemasi
oldukca basarili yapitlar olusturdular ve bence Baran bunun
zirvelerinden biri. Yurt disinda bulunanlarin ingilizce alt yazili
olarak bu filmi bulmalari mumkun ancak Turkiye'de bulmakta zorluk
cekilebilir.

Duygusal filmlerden hoslanmayan ev arkadasima dahi kendisini iki kez izlettiren bu filmi mutlaka izleyin...






Nassereddin Shah, Actor-e Cinema (1992) (Mohsen Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Muhteşem bir filmdir; sinemaya adanmış bir ağıt; bir kutsamadır...

Günümüz
İran sinemasının önde gelen isimlerinden olan Mohsen Makhmalbaf,
ülkesinin devrim sonrası döneminin en aktif sanatçılarından biri aynı
zamanda. 1957 yılında Tahran’da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelen Makhmalbaf, henüz sekiz yaşındayken yalnız kalan annesine destek
olmaya başlamış, 17 yaşına geldiğinde belboyluktan işçiliğe tam 13
farklı işte çalışmıştı.

Genç yaşlarından itibaren Şah rejimine
karşı oluşturulan İslami örgütlere katılarak mücadele veren Makhmalbaf,
17 yaşındayken, bir polis karakoluna düzenledikleri saldırı sırasında
tutuklanarak hapse koyuldu ve 1974-1979 arasındaki beş yılı hapishanede
geçirdi.

Çok çeşitli alanlarda kendini yetiştirme imkanı bulduğu
bu beş yıllık sürecin sonunda, yaşama ve İran toplumuna dair izlenimleri
de değişmişti. Bu entelektüel rönesans, onun siyasetten uzaklaşarak,
edebiyat ve sanat, özellikle de sinemaya yönelmesine sebep oldu.
Hayatının bu döneminde en çok inandığı düşünce, İran toplumunun
herşeyden çok kültürel yoksulluktan muzdarip olduğuydu.

Devrimle
birlikte özgürlüğüne kavuşan Makhmalbaf, 1980- 81 yıllarında bir roman,
çeşitli öyküler ve İslami tiyatro üzerine bazı tezler yazdı.1982 yılında
yayımlanan ve “ Kristal Bahçe ” adını taşıyan romanı İngilizce’ye de
çevrildi. Bir yıl sonra da, “ Bassin du Roi ” isimli ikinci kitabını
yayınladı.

Sanat alanında incelemeler, öyküler, kısa hikayeler ve
senaryolar yazan Makhmalbaf’ın bu eserleri, Farsça, İngilizce,
Fransızca, İtalyanca, Arapça, Urdu dili, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere
pek çok farklı dilde yayınlanan 20’den fazla kitapta toplandı.
(masterworks-artisan)







14-Salaam Cinema (1995) (Mohsen Makhmalbaf)
İran
sinemasının usta ismi Mohsen Makhmalbaf’ın dokümanter tarzda çektiği
Selam Sinema, gerçekle kurgu arasındaki ince çizgide başarıyla gezinen
ilginç bir film.
Yeni filmi için gazeteye bir ilan vererek oyuncu
arayan Makhmalbaf, aşırı sayıda oyuncunun deneme çekimlerine gelmesi
sonucu fikrini değiştirir ve yeni filmini bu konu üzerine inşa etmeye
karar verir. Yaklaşık beş bin kişinin kuyruk olduğu oyuncu seçmeleri,
çeşitli kavgalara ve taşkınlıklara sebep olacaktır.

http://www.imdb.com/title/tt0114329/
avatar
erkam
Admin

Mesaj Sayısı : 258

Kullanıcı profilini gör http://hicret.benimforum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz