HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

İRAN FİLMLERİ 3

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

İRAN FİLMLERİ 3

Mesaj  erkam Bir Paz Şub. 06, 2011 10:23 am

Ayneh (1997) (Jafar Panahi) IMDb Linki / Sunumu



QUOTE
İranlı
yönetmen Cafer Panahi'nin filmi; "Ayneh / Ayna";, kısıtlı bir konuyu
olabildiğince usta bir şekilde beyazperdeye aktarıyor. Okuldan
çıktığında her zamanki yerde kendisini bekleyen annesini göremeyen küçük
Mina, tam olarak adresini bilemese de evine dönmeye kararlıdır. Doğru
yöne gittiğini sandığı bir otobüse biner ve son durağa geldiğinde yanlış
yöne gitmiş olduğunu anlar. Evini bulmasında ona yardım edecek kişi ise
iyi niyetli bir sürücü olacaktır.







Badkonake sefid (1995) (Jafar Panahi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Yedi
yaşındaki Razieh adlı kız çocuğu, İran'da büyük bir kutlamanın
yapıldığı bir günde, annesinden aldığı para ile bir akvaryum balığı
almak için yola çıkar. Küçük kız ilk kez ailesinin gözetimi olmadan
sokağa çıkmaktadır, üstelik çok önem verdiği bir iş için. İranlı
yönetmen Jafar Pinahi, uluslararası arenadaki ününü bu filme borçlu.






Offside (2006/I) (Jafar Panahi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
İranlıların
gündelik hayatlarına yedirdikleri birkaç ufak oyunla baskıcı rejime
kafa tuttukları konusundaki bilgimizi biraz da İran sinemasına
borçluyuz. Jaafar Panahi imzalı 'Ofsayt'ın kahramanları da kılık
değiştirerek İslami rejimin cinsiyet ayrımcılığına kafa tutuyor. Futbol
delisi genç kızlar, İran'da kadınların stadyuma girmesi yasak olduğundan
erkek gibi giyinip maçın yolunu tutuyor. Yönetmen, bu futbol fanatiği
kadınların hikâyesi üzerinden İran'da kadın olmanın zorluklarını
espirili bir dilde perdeye getiriyor. Favori futbolcusunu seyretmek için
askeri üniforma giyen, kendini 'dripling kraliçesi' olarak tanıtan genç
kızlar da sinemanın akılda kalan erkek kılıklı kadınları arasında
yerlerini alıyor. Film İran'da sorun yarattı.








Gaav (1969) (Dariush Mehrjui) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Söylentiye
göre Ayetullah Humeyni, İnek'i izledikten sonra, belki de İran İslam
Cumhuriyeti'nde sinemaya biraz yer açmak iyi olabilir, diye düşünmüştür.
Böylece Abbas Kiarostami, Mohsen Makhmalbaf, Cafer Panahi ve
diğerlerine en azından teorik olarak da olsa olanaklar tanınmış olur.
İnek, İran'ao sıralarda yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan 3. Dünya
sineması için çalışmak üzere geri dönen Dariush Mehrjui'nin ikinci uzun
metrajlı filmidir; ve ilk kez bir İran filmi, uluslararası kamuoyunun
dikkatini bu kadar çeker.
Senaryo'nun da yazarlarından olan
Gholam-Hüseyin Saedi'nin oyununa dayanan film, fakir bir köydeki tek
ineğin sahibi olmakla gurur duyan Masht Hasan'ın (Ezzatolah Entezami)
hikayesini anlatır. Bir gün, Hasan işteyken, beklenmedik bir şekilde
ineğin öldüğü haberi yayılır ve gerçeği kendisinden saklayan kasaba
halkı hayvanın kaybolduğunu söyler. Kimliği ve konumu büyük ölçüde bu
ineğe bağlı olan Hasan, giderek yükselen ve nihayet deliliğe varan bir
saplantıyla ineği arar.
Masraflarının büyük bölümü Şah Hükümeti'nce
finanse edilen filmin yapımcıları, İnek'te sunulan son derece geri ve
yoksul İran görüntüsüne öfkelenerek, yönetmeni, filmde bir açıklamayla,
bu hikayenin mevcut rejimden çok daha eski bir tarihe dayandığını
belirtmesi için zorlarlar.





Booye kafoor, atre yas (2000) (Bahman Farmanara) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Elli
yaşındaki sinema yönetmeni ve sabık sürgün Bahman Farjami, Devrim
Sonrası Sansür Kurulu tarafından yasaklandığı için yıllardan beri
ülkesinde film çekememiştir. Sevgili karısının ölümünün ardından zor
günler geçirmektedir. Kalbiyle ilgili sorunlar ve bir dizi garip tesadüf
onu Azrail'in yakınlarda olduğu konusunda ikna eder. İran'da cenaze
törenleri üzerine yeni bir belgesel çekmeye başlayınca, sağlıksız
fikirleri de büsbütün şiddetlenir. Yaptığının sadece Japon televizyonu
için belgesel bir film olduğunu söyler ama, arkadaşları acaba kendi
cenazesini mi planlıyor diye merak ederler. Ülkesinin ve kültürünün
cenaze törenlerini araştırırken; yeniyetme intiharları, tacize uğrayan
kadınlar ve seri entelektüel cinayetleri de dahil, İran toplumunun hiç
farkında olmadığı yanlarına göz atmış olur.
Bütün bunlar kafasında
karışır ve onu, gerçekten de ölümüne yol açabilecek yoğunlukta,
Fellinivari bir düşte noktalanan, duygusal yönden çılgınca bir geziye
çıkartır… "Açılış monoloğundaki 'Ölümden korkmuyorum. Beyhude geçen bir
hayattan korkuyorum' cümleleri aslında filmimin özetidir" diyor
Farmanara filmi için.











Djomeh (2000) (Hassan Yektapanah)
Cuma, İran'ın kuş uçmaz kervan geçmez kırsal bir bölgesinde, küçük bir
mandırada çalışan bir Afgan gencidir. Cuma her sabah mandıranın sahibi
Mahmud Bey'le, daha sonra satmak için çevredeki küçük köylere süt
toplamaya gider. Kendisinden daha yaşlı meslektaşı Habib'in aksine çok
saf yaradılışlı olduğu için bu yerlerde yabancı konumunda bulunuşundan
fazla etkilenmez. Köylülerin kendisine kuşkuyla yaklaşmalarına ve soğuk
tavırlarına karşın, o hep gülümser ve herkese son derece içten yaklaşır.
Habib'in tutucu kişiliği yüzünden, Cuma ona akıl danışmaya çekinir.
Yöreden bir kız olan Sitare'ye tutulup, İran'a yerleşme hayallerine
kapıldığında bile. Ne var ki, katı İran gelenekleri kadın erkek
ilişkilerinin açıkça kurulmasına izin vermemektedir. Cuma, Mahmud
Bey'den Sitare'yle evlenebilmesi için aracı olmasını ister; ancak bu,
tüm kültürel sınırları zorlayan fazla cesur bir davranıştır…Narin yapısı
bakımından Çehov'un yapıtlarını anımsatan CUMA, sinemanın ölmediğini
kanıtlayan bir film.

http://www.imdb.com/title/tt0259981/

31-Raye makhfi (2001) (Babak Payami)

Bir sabah erken saatte bir uçaktan büyük bir tahta kutu atılır. Tek
başına bir asker kutuyu alır ve sürükleyerek nöbet noktasına götürür.
Arkadaşını uyandırıp ona seçim görevlisine yardım etmesi gerektiğini
söyler. Ancak görevli bir kadındır, adam da sadece erkeklerden emir
almaya alışkındır. Gene de ona yardım eder. Görevli için dünya kuram ve
süreçten ibarettir; asker içinse, kandırılmamaktan...

Film, 2001 Venedik Film Festivali’nde “ Yönetmen Özel Ödülü ”, “ NetPAC Ödülü ” ve “ UNICEF Ödülü ” ile ödüllendirilmişti...

http://www.imdb.com/title/tt0290823/

32-



İran filmleri'nin derlenmiş olduğu bir
başlık vardı.Sitemize olan saldırıdan sonra bu başlık güme gitti.Bu
başlığı tekrar açmakta fayda görüyorum.Çünük İran sineması, Dünya
sinemasında çok özgün bir yere sahip.Bu özgün sinemayı daha ulaşılabilir
kılmak için böyle bir derleme yapmak çok faydalı olacaktır
kanaatindeyim.Sitemizde sunulmuş olan İran filmlerini bu başlık altında
topluyorum, umarım gözümden kaçan yoktur.

Sunum yapan arkadaşlardan ricam; yeni bir İran filmi sunduklarında, bu başlıkta haber vermeleri.


Zendegi va digar hich (1991) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
'93 Sao Paulo Film Eleştirmenleri Özel Ödülü

'93 Rimini Özel Ödül, Rimini Kenti Ödülü

1990'da
Kuzey İran'ı sarsan depremin ardından, bir baba ile oğlu "Arkadaşımın
Evi Nerede?" filminin iki çocuk oyuncusunun akıbetlerini öğrenmek için,
yerle bir olmuş bölgeye doğru yola koyulurlar. Yolda birçok olaya tanık
olurlar ve depremin yarattığı kaosu görürler. Ziyaretçiler, iki çocuğun
memleketinde, bütün kayıplara ve her tarafı etkisine alan yıkıma karşın,
felaketten kurtulanlar iin yaşamın bütün görkemiyle sürdüğünü
keşfederler... Toplumsal eleştiri ile bir trajedinin aktarımını birlikte
harmanlayan bir yol filmi olan VE YAŞAM SÜRÜYOR, yaşamı öven bir film.
Yaşamın alt edilmez gücünü ve insanın kendini gerçeğin gerekliliklerine
açmasının önemini vurguluyor.





Mossafer (1974) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Qassem
(yüksek olasılıkla bizdeki Kasım'ın karşılığı) 10 yaşında küçük bir
kasabada yaşayan gariban bir çocuktur. Tahran'a gitmek için yanıp
tutuşan bunun için pek çok tehlikeyi, yalanları, hırsızlığı ve
acımasızca dayak yemeyi göze almıştır; gözü karadır yani. En iyi
arkadaşına yamuk yapmak bile portföyüne dahildir. Peki neden Tahran'a bu
kadar gitmek istemektedir?
Önemli bir futbol maçını stadyumda izlemek için....

Daha
fazlasını yazıp film izleme seyrinizi kaçırmak istemiyorum. Ama
Kasım'ın bu tutkulu sevdası için göze aldıkları bir sonuç verecek midir
bunu merak ediyorsanız izlemeniz gerekiyor. Siyah beyaz pelikülün çoğu
avantajlarını kullanıyor Kiarostami. Eşsiz arka plan görüntüleri
eşliğinde gölge oyunları, ustalık yolunda kamera devinimleri ve yakın
plan çekimle duyguların yüze yansıyan ifadeleri...





ABC Africa (2001) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Ünlü yönetmen Abbas Kiarostami'den Afrika'nın içler acısı halini gösteren bir belgesel.






Khane-ye doust kodjast? (1987) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
ARKADAŞIMIN EVİ NEREDE?;

'89 Locarno Bronz Leopar

Sekiz
yaşındaki Ahmet ödevini yapmaya oturduğunda yanlışlıklasınıf arkadaşı
Muhammed Rıza'nın okul defterini almış olduğunu görür. Muhammed ödevini
ardarda iki gün defteri yerine kağıda yapmış olduğu için öğretmeni
tarafından azarlanmış ve bunun tekrarında okuldan atılmakla tehdit
edilmiştir. Öğretmenin her zaman ödevin deftere yapılmasını istediğini
bilen Ahmet, defterigeri vermesi gerektiğini düşünür. Ama arkadaşının
nerede oturduğunu bilmediğinden bütün öğleden sonrasını onun komşu
köydeki evini aramakla geçirir. Ahmet'in arkadaşına yardım etmek için
gösterdiği ısrarlı çabalar, yaklaştığı büyükler tarafından kayıtsızlıkla
karşılanır... ARKADAŞIMIN EVİ NEREDE? bir İran köyündeki toplumsal
yapıyı irdelerken günlük yaşamın zorluklarıyla nasıl başa çıkıldığını
gözler önüne sermekte.




Bad ma ra khahad bord (1999) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE

İranlı usta sinemacı Abbas Kiarostami 1999 tarihli “Le Vent Nous
Emportera” ile birçok yönden Bill Forsythe’ın kült yapımı “Local Hero”yu
hatırlatan bir film çekerken sıradışı bir işe imza atmış. İki
asistanıyla birlikte küçük bir dağ köyüne giden bir mühendis burada
yaptığı incelemelerle herkesin merak konusu olur. Kimi onun ölmekte olan
yaşlı bir kadının arazisini satın almak için geldiğini düşünürken,
kimileri de değerli tarihi eserler arayan bir arkeolog olduğu
görüşündedir.






Five Dedicated to Ozu (2003) (Abbas Kiarostami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Sabit
kamerayla çekilmiş, dialog barındırmayan, okyanus manzarasını resmeden
hareketli bir tabloyu andıran, deneysel bir çalışma. Japon yönetmen,
Yasujiro Ozu’ya adanmış.

Her biri 15-20 dakikalık beş sekanstan oluşuyor:

Birinci sekans: Okyanus kıyısında duran bir kütük
İkinci sekans: Okyanus kenarındaki yolda yürüyen insanlar
Üçüncü sekans: Kumsaldaki köpekler
Dördüncü sekans: Kumsalda bir sağa, bir sola giden ördekler
Beşinci sekans: Okyanus yüzeyindeki ay yansıması ve güneşin doğuşu

Bunlara
yüklenecek anlam, neredeyse tamamen seyircinin düşünsel dünyasına
bırakılmıştır. Gök gürültüsü, kurbağa vıraklamaları, dalga sesleri...
kısacası doğanın sesi de film boyunca bize eşlik eder. Sekansları
birbirine bağlayan müzikler haricinde, filmde müzik yoktur.

Abbas
Kiarostami, yönettiği filmleri, yönetmemiş gibi yapmaya bayılıyor. Bu
deneysel çalışmasında da bunun doruğa çıktığını görüyoruz.

Yazılanlara
göre, filmin Cannes'daki gösterimi öncesinde Kiarostami seyircilere;
"Lütfen filmin ortasında çıkmayın. İsterseniz arkanıza yaslanıp
uyuyabilirsiniz ama lütfen salonu terketmeyin" demiş. Buna rağmen filmin
10. dakikasında salonun büyük kısmı boşalmış.

Sanırım modern
sinema izleyicisi, hatta genel olarak "modern insan", kendisiyle baş
başa kalmaktan korkuyor. Kafamızda yaratacağımız dünyayı, "rahatsız
edici", "sıkıcı" buluyoruz. Belki kafalarımızın içinde rahatsız edici ve
sıkıcı şeyler vardır gerçekten. Veya belki, "kafasını dinlemek (!)"
için Bodrum'da diskoya giden günümüz insanı, zorlama sosyallik
çabalarına kendini o kadar kaptırdı ki; zihninden kaçar oldu... Kim
bilir? (barone)








Khaneh siah ast (1963) (Forugh Farrokhzad) IMDb Linki / Sunumu







Bacheha-Ye aseman (1997) (Mjiad Majidi) IMDb Linki / Sunumu / Sunumu




QUOTE
İran'lı
yönetmen Majid Majidi'nin filmi Ali ve Zahra isimli iki kardeşin
öyküsünü anlatıyor. Onlar karşılaştıkları ve yaşadıkları sorunları
aileleriyle paylaşmıyorlar, kendileri çözmeye çalışıyorlar. Aslında
sorunları Zahra'nın kaybolan ayakkabılarıyla ilgili. Abisi Zahra'nın
ayakkabılarını kaybettiği için kendi ayakkabılarını kardeşiyle paylaşmak
zorunda kalıyor. Çünkü yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar
yoksullar. İki kardeş günlerini tek bir çift ayakkabıyı paylaşarak
geçirmeye çalışıyorlar. Yürek ısıtan, çocuksu bir masal havasında Ali ve
Zahra'nın yaşantısında dolaştırıyor kamerasını Majidi.






Rang-e khoda (1999) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Tahran
körler okulunda okumakta olan 8 yaşındaki Muhammed, tatil için Kuzey
İran’da yaşayan ailesinin yanına gitmeye hazırlanmaktadır. Coşkulu aile
buluşması çok uzun sürmez. Baştan beri durumdan hoşnut olmayan baba,
sorunsuz evlenebilmek için kör oğlundan kurtulmayı planlamaktadır.





Pedar (1996) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Çalışmak
için ailesinden ayrılan, döndüğünde de annesini başka bir adamla evli
gören ve bu durumu kabullenemeyen çocukla üvey babası arasındaki
ilişkiyi anlatan oldukça etkileyici bir yapım.





Baduk (1992) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
If
there is any sign of progress that our troubled age can boast, it is
that slavery is no longer legal anywhere in the world. However, there
are many places where it is still practiced. This film concerns the
trials and tribulations of one Iranian boy and his sister who are
abducted from the streets when they become separated briefly from their
parents. The boy is sold to a band of smugglers, who adds him to their
troupe of human donkeys; the slaves' job is to sneak across the border
bearing contraband items. Since they outnumber the border guards, the
majority of the hundreds of slaves get through each time, ensuring a
tidy profit for their keepers. The girl is destined for a grimmer fate;
dressed in silks, she is to be the plaything for a Saudi prince. With
the help of a new friend, the boy escapes and risks everything to rescue
his sister.







Baran (2001) (Majid Majidi) IMDb Linki / Sunumu / Sunumu




QUOTE
Afgan mültecileri anlatan İran filmi "Baran", Oscar'a aday oldu.

İran'da
çıkan Resalet gazetesinin haberine göre, Farabi Sinema Vakfı, 10 İran
filmi arasından Mecid Mecidi'nin Baran filmini, Yabancı Film Oscarı'na
aday göstermeyi kararlaştırdı.

İran'daki Afgan mültecilerin
hayatını anlatan, yönetmen Mecid Mecidi'nin "Baran" (Yağmur) adlı
filmini, En İyi Yabancı Film Oscarı'na aday gösterdi.

Film,
İran'ın başkenti Tahran'da bir inşaatta kaçak olarak çalışan babasının
iş kazasında ayağının kırılması üzerine onun yerini almaya karar veren
genç bir Afgan kızının, erkek kılığına girerek inşaatta çalışmaya
başlaması ve kız olduğunu fark eden aynı inşaattaki bir Azeri gencin ona
âşık olmasının hikâyesini anlatıyor. "Baran" halen Tahran sinemalarında
gösteriliyor.

[turkish media forumundan alıntıdır]

Beni tam dort kez izlettirecek kadar etkileyen bu filmi nasil oldu da burada tanitmayi unutmusum, bilmiyorum.

Bir
film bu kadar mi dogal ve etkileyici olur?!.. O kadar gercekci ki, bir
senaryoyu izlediginizi unutuveriyorsunuz ve daha ilk bastan olaylarin
icindesiniz. Karakterler, olaylar, konunun islenis tarzi... hersey
tamamen hayatin kendisi. Hani duygusal bir filmi izlersiniz, cok
duygulanir, uzulur ve hatta gozyaslarinizla yansitirsiniz hislerinizi.
Ama ardindan bir dusunce peydahlaniverir; "Sonucta bir film idi bu!" Ve
cogu zaman da, "Bunlar ancak filmlerde olur." dersiniz. Iste Baran
bunlari dedirtmeyen bir guzellige sahip.

Ask'tir islenen...
icgudulerin hakimiyetinden siyrilmis hakiki sevginin kaynaklik ettigi
ask... Sevenin sevgilide istedigini gordugu degil, bizzat sevgilide var
olan albeninin seveni kendisine cektigi ask... Dokunulmazligina and
icirtecek bir sevgi... Iki ruhun kaynasmasi, bulusmasi... Tutkuyu
yadsimayan ama tutkudan cok sevgiyle baslayan, sevgiyle beslenen...

Iran
filmlerine asina olanlar bilir, ozellikle son donem Iran sinemasi
oldukca basarili yapitlar olusturdular ve bence Baran bunun
zirvelerinden biri. Yurt disinda bulunanlarin ingilizce alt yazili
olarak bu filmi bulmalari mumkun ancak Turkiye'de bulmakta zorluk
cekilebilir.

Duygusal filmlerden hoslanmayan ev arkadasima dahi kendisini iki kez izlettiren bu filmi mutlaka izleyin...






Nassereddin Shah, Actor-e Cinema (1992) (Mohsen Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Muhteşem bir filmdir; sinemaya adanmış bir ağıt; bir kutsamadır...

Günümüz
İran sinemasının önde gelen isimlerinden olan Mohsen Makhmalbaf,
ülkesinin devrim sonrası döneminin en aktif sanatçılarından biri aynı
zamanda. 1957 yılında Tahran’da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelen Makhmalbaf, henüz sekiz yaşındayken yalnız kalan annesine destek
olmaya başlamış, 17 yaşına geldiğinde belboyluktan işçiliğe tam 13
farklı işte çalışmıştı.

Genç yaşlarından itibaren Şah rejimine
karşı oluşturulan İslami örgütlere katılarak mücadele veren Makhmalbaf,
17 yaşındayken, bir polis karakoluna düzenledikleri saldırı sırasında
tutuklanarak hapse koyuldu ve 1974-1979 arasındaki beş yılı hapishanede
geçirdi.

Çok çeşitli alanlarda kendini yetiştirme imkanı bulduğu
bu beş yıllık sürecin sonunda, yaşama ve İran toplumuna dair izlenimleri
de değişmişti. Bu entelektüel rönesans, onun siyasetten uzaklaşarak,
edebiyat ve sanat, özellikle de sinemaya yönelmesine sebep oldu.
Hayatının bu döneminde en çok inandığı düşünce, İran toplumunun
herşeyden çok kültürel yoksulluktan muzdarip olduğuydu.

Devrimle
birlikte özgürlüğüne kavuşan Makhmalbaf, 1980- 81 yıllarında bir roman,
çeşitli öyküler ve İslami tiyatro üzerine bazı tezler yazdı.1982 yılında
yayımlanan ve “ Kristal Bahçe ” adını taşıyan romanı İngilizce’ye de
çevrildi. Bir yıl sonra da, “ Bassin du Roi ” isimli ikinci kitabını
yayınladı.

Sanat alanında incelemeler, öyküler, kısa hikayeler ve
senaryolar yazan Makhmalbaf’ın bu eserleri, Farsça, İngilizce,
Fransızca, İtalyanca, Arapça, Urdu dili, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere
pek çok farklı dilde yayınlanan 20’den fazla kitapta toplandı.
(masterworks-artisan)







Salaam Cinema (1995) (Mohsen Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
İran
sinemasının usta ismi Mohsen Makhmalbaf’ın dokümanter tarzda çektiği
Selam Sinema, gerçekle kurgu arasındaki ince çizgide başarıyla gezinen
ilginç bir film.
Yeni filmi için gazeteye bir ilan vererek oyuncu
arayan Makhmalbaf, aşırı sayıda oyuncunun deneme çekimlerine gelmesi
sonucu fikrini değiştirir ve yeni filmini bu konu üzerine inşa etmeye
karar verir. Yaklaşık beş bin kişinin kuyruk olduğu oyuncu seçmeleri,
çeşitli kavgalara ve taşkınlıklara sebep olacaktır.






Safar e Ghandehar (2001) (Mohsen Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Nafas,
Taliban'ın çıkardığı iç savaş sırasında ülkesinden kaçmış bir Afgan
kadın gazetecidir. Kanada'da mülteci olarak yeni fakat buruk bir hayat
sürmektedir ki, geride bıraktığı kız kardeşinden bir mektup alır. Kız
kardeşi, kendini öldürmeye karar verdiğini söylemektedir. Bunun üzerine
ani bir kararla kardeşinin yanına gitmek isteyen Nafas'ın, İran -
Afganistan sınırını geçmesi gerekecektir.

Afganistan'da süregiden
savaş sayesinde Avrupa'da gördüğü ilgiyi arttıran bu filmde, bukraların
ardındaki yaşamları ve coğrafi olarak yakın bir kültürü daha derinden
tanımak fırsatı bulacağız. Yönetmenin tarzı, neredeyse belgesele varan
gerçekçiliği düşsel ve panoramik görüntülerle harmanlıyor...







Arousi-ye Khouban (1989) (Mohsen Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Haji
is severely traumatized by the war with Iraq. Back from the front, he's
unable to adapt to civilian life. Despite family opposition, his
fiancée stands by him as together they challenge both the authority of
family and state to lead their own lives.





Sokout (1998) (Mohsen Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Mohsen
Mahkmalbaf'in son calismasi olan ‘‘Sessizlik’’ Iran, Tacikistan ve
Fransa ortak yapimi. Yonetmen bu filminde de en buyuk ilhami saydigi
Kur'an da oldugu gibi gerceklikle gercekustu arasinda bir evreni
resmediyor. 10 yasindaki kor erkek cocugu Hursid, tacikisitan'da kucuk
bir kasabada ailesiyle birlikte yasamaktadir. Babasi Rusya'da
calismakta, annesi evi gecindirmek icin balikcilik yapmaktadir, Hursid
bu yuzden uzun sureler boyunca yalniz kalir. Keskin isitme duyusu
sayesinde, geleneksel muzik aletlerininin akortculugunu yapar. Bir gun,
otobusle ise giderken, ask oykuleri seslendiren gezgin bir muzisyene
hayran kalir. Onu takip etmeye calisir ama kaybolur, surekli gec
kalmasindan usanan patronu cocugu isten kovar. Boylece Hursid muzisyeni
aramaya koyulur.


Muzikle ve hepimizin dinlemesi gereken ic
sesimizle ilgili ‘‘Sessizlik’’, Iran sinemasinin en onemli ustalarindan
biriyle tanismak isteyenler icin essiz bir firsat.






Gabbeh (1996) (Mohsen Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Aşkın sırrı İran halısında saklı

Makhmalbaf'ın
1996'da çektiği Gabbeh, adını İran'da dokunan bir halı cinsinden
alıyor. Doğanın renklerini kullanış biçimi ve şiirsel anlatımı ile
dikkat çeken filmin konusu kısaca şöyle: Gabbeh, İran'ın
güneybatısındaki Türk asıllı Bahtiyar aşiretinin kimliğidir ve aşiret
mensupları dokunan her kilimde başlarından geçen olayları renklerdeki
anlamlara gizleyerek dokumaktadırlar. Orta yaşlı bir karı koca akarsu
kenarına halılarını yıkamaya giderler. Halıdaki desenler üzerine
konuşmaya başlayan çift, bir süre sonra halıda resmedilen kadın
figürünün canlandığına tanık olur.








Sib (1998) (Samira Makhmalbaf) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
After
twelve years of imprisonment by their own parents, two sisters are
finally released by social workers to face the outside world for the
first time.





Roozi ke zan shodam (2000) (Marzieh Meshkini) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
This
is the story of women at three stages of life in Iran. The first part
centers on a young girl on her ninth birthday who is told that she can
no longer play with the boys she had been playing with only the day
before because she is now a "woman". Told from the perspective of a nine
year old "woman" who does not feel like or know what that label refers
to, we see how devastatingly this affects both the girl and the boy with
whom she had been friends. The second part is about a young woman who
decides to enter a bicycle race against her husband's wishes. As first
the husband and then increasing numbers of men from the village ride
beside her to convince her to return home, the race begins to symbolize a
freedom she desperately wants from the limitations which have been
placed on her. Finally, the third part shows us an old woman who has
come into some money and is now free to do what she wants. The way she
chooses to use this freedom, however, makes one wonder just how free she
is.










Gomgashtei dar Aragh (2002) (Bahman Ghobadi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
"Gomgashtei
dar Aragh / Annemin Ülkesinin Şarkıları", bir grup İranlı Kürt
müzisyenin İran-Irak savaşı sırasında bulmaya çalıştığı sihirli sesli
şarkıcı üzerine esprili bir yol filmi.



Lakposhtha hâm parvaz mikonand (2004) (Bahman Ghobadi) IMDb Linki / Sunumu / Sunumu




QUOTE
Saddam sonrası Irak'tan savaş manzaraları...

"Sarhoş
Atlar Zamanı" filmiyle tanıdığımız Bahman Ghobadi'nin son filmi
"Kaplumbağalar da Uçar", savaş ortamında mayın tarlaları üzerinde
büyüyen çocukların dramını anlatan etkileyici bir yapım. Para karşılığı
bölgedeki mayınları toplayan çocukların dramatik öykülerini anlatan
"Kaplumbağalar da Uçar", Saddam sonrası Irak'ta çekilen ilk film.

52.
San Sebastian Film Festivali'nde "Altın Midye - En İyi Film Ödülü" ve
"En İyi Senaryo Jüri Özel Ödülü"nün yanı sıra Berlin Film Festivali'nde
de "Barış Ödülü"nü kazanan filmin hikayesi, ABD’nin Irak’a müdahalesinin
tüm dünyada tartışıldığı dönemde, Irak-Türkiye sınırında bir Kürt
mülteci kampında geçiyor. Kampta yaşayan, ailesini savaşta kaybetmiş 13
yaşındaki Satellite (Uydu) lakaplı Soran, ABD hayranı bir Kürt gencidir.
Günlerini televizyon antenlerini tamir ederek, bildiği üç beş kelime
İngilizce ile uydu kanallarındaki savaş haberlerini köylülere tercüme
ederek geçiren Satellite, ABD Başkanı George W. Bush'un Pentagon'dan
yaptığı savaş demeçlerini "Yarın yağmur yağacak" gibi cümlelerle
aktarmaktadır.

Kamptaki çocukların hayranlığını kazanmış olan
Satellite'in liderliğinde toplanan tehlikeli kara mayınları, burada
yaşayan çocukların tek geçim kaynağıdır. Kampa yeni gelen 14 yaşındaki
Agrin'e aşık olan Satellite, onun gözleri görmeyen küçük oğlu ve her iki
kolunu da bir patlamada kaybetmiş abisinden oluşan ailesine yardım
etmeye çalışır. Oysa acımasız koşullarda büyüyen Agrin'in tek isteği
ölmektir... Kaynak




Hayat (2005) (Gholam Reza Ramezani) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Old-fashioned
ways are a block to an Iranian girl's future in "Hayat," a pleasing, if
light, children's drama. In keeping with kidpics everywhere, some
laughs keep the film running smoothly, but most of the comedy relief is
lost in translation. One of two features Gholamreza Ramezani helmed last
year -- his hour-long "The Play" ("Bazi") is also in Berlin's
Kinderfilmfest - this example of more commercial Iranian cinema looks
likely not to stray far from the fest circuit, except into upscale tyke
TV.

On the morning of a big exam, which could see savvy farmgirl
Hayat (Ghazaleh Parsafar) landing a lucrative scholarship, her father is
rushed to hospital. From the back of the truck that takes dad to
medical assistance, Hayat's mother instructs her daughter to do the
chores and care for her younger siblings.

With a little prodding,
her brother Akbar (Mehrdad Hassani) can be taken care of, but the needs
of baby sister Nabat (Mohammad Sa'eed Babakhanlo) are more problematic.
Frantically, but unsuccessfully, searching out relatives to help
(including a parched aunt who drinks from the baby's bottle), Hayat is
in danger of missing her exam entirely.

Using each of her
dilemmas as a way of studying (volume of cow's milk to calculate
mathematics, physics to break open a lock, etc.) Hayat wins over audaud
support even though she makes little progress toward her goal. Having
preceded her to school, Akbar develops his own plan to skip class and
aid Hayat in her plight.

While being poor and alone is Hayat's
biggest obstacle, the most obvious symbol of Iranian culture to impede
Hayat is an elderly neighbor. Deaf and unwilling to listen into the
bargain, the woman keeps Hayat hostage with an excruciatingly long rant
about the value of the old ways.









Talaye sorkh (2003) (Jafar Panahi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
For
Hussein, a pizza delivery driver, the imbalance of the social system is
thrown in his face wherever he turns. One day when his friend, Ali,
shows him the contents of a lost purse, Hussein discovers a receipt of
payment and cannot believe the large sum of money someone spent to
purchase an expensive necklace. He knows that his pitiful salary will
never be enough to afford such luxury. Hussein receives yet another blow
when he and Ali are denied entry to an uptown jewelry store because of
their appearance. His job allows him a full view of the contrast between
rich and poor. He motorbikes every evening to neighborhoods he will
never live in, for a closer look at what goes on behind closed doors.
But one night, Hussein tastes the luxurious life, before his deep
feelings of humiliation push him over the edge.







Ayneh (1997) (Jafar Panahi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
İranlı
yönetmen Cafer Panahi'nin filmi; "Ayneh / Ayna";, kısıtlı bir konuyu
olabildiğince usta bir şekilde beyazperdeye aktarıyor. Okuldan
çıktığında her zamanki yerde kendisini bekleyen annesini göremeyen küçük
Mina, tam olarak adresini bilemese de evine dönmeye kararlıdır. Doğru
yöne gittiğini sandığı bir otobüse biner ve son durağa geldiğinde yanlış
yöne gitmiş olduğunu anlar. Evini bulmasında ona yardım edecek kişi ise
iyi niyetli bir sürücü olacaktır.







Badkonake sefid (1995) (Jafar Panahi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Yedi
yaşındaki Razieh adlı kız çocuğu, İran'da büyük bir kutlamanın
yapıldığı bir günde, annesinden aldığı para ile bir akvaryum balığı
almak için yola çıkar. Küçük kız ilk kez ailesinin gözetimi olmadan
sokağa çıkmaktadır, üstelik çok önem verdiği bir iş için. İranlı
yönetmen Jafar Pinahi, uluslararası arenadaki ününü bu filme borçlu.






Offside (2006/I) (Jafar Panahi) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
İranlıların
gündelik hayatlarına yedirdikleri birkaç ufak oyunla baskıcı rejime
kafa tuttukları konusundaki bilgimizi biraz da İran sinemasına
borçluyuz. Jaafar Panahi imzalı 'Ofsayt'ın kahramanları da kılık
değiştirerek İslami rejimin cinsiyet ayrımcılığına kafa tutuyor. Futbol
delisi genç kızlar, İran'da kadınların stadyuma girmesi yasak olduğundan
erkek gibi giyinip maçın yolunu tutuyor. Yönetmen, bu futbol fanatiği
kadınların hikâyesi üzerinden İran'da kadın olmanın zorluklarını
espirili bir dilde perdeye getiriyor. Favori futbolcusunu seyretmek için
askeri üniforma giyen, kendini 'dripling kraliçesi' olarak tanıtan genç
kızlar da sinemanın akılda kalan erkek kılıklı kadınları arasında
yerlerini alıyor. Film İran'da sorun yarattı.








Gaav (1969) (Dariush Mehrjui) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Söylentiye
göre Ayetullah Humeyni, İnek'i izledikten sonra, belki de İran İslam
Cumhuriyeti'nde sinemaya biraz yer açmak iyi olabilir, diye düşünmüştür.
Böylece Abbas Kiarostami, Mohsen Makhmalbaf, Cafer Panahi ve
diğerlerine en azından teorik olarak da olsa olanaklar tanınmış olur.
İnek, İran'ao sıralarda yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan 3. Dünya
sineması için çalışmak üzere geri dönen Dariush Mehrjui'nin ikinci uzun
metrajlı filmidir; ve ilk kez bir İran filmi, uluslararası kamuoyunun
dikkatini bu kadar çeker.
Senaryo'nun da yazarlarından olan
Gholam-Hüseyin Saedi'nin oyununa dayanan film, fakir bir köydeki tek
ineğin sahibi olmakla gurur duyan Masht Hasan'ın (Ezzatolah Entezami)
hikayesini anlatır. Bir gün, Hasan işteyken, beklenmedik bir şekilde
ineğin öldüğü haberi yayılır ve gerçeği kendisinden saklayan kasaba
halkı hayvanın kaybolduğunu söyler. Kimliği ve konumu büyük ölçüde bu
ineğe bağlı olan Hasan, giderek yükselen ve nihayet deliliğe varan bir
saplantıyla ineği arar.
Masraflarının büyük bölümü Şah Hükümeti'nce
finanse edilen filmin yapımcıları, İnek'te sunulan son derece geri ve
yoksul İran görüntüsüne öfkelenerek, yönetmeni, filmde bir açıklamayla,
bu hikayenin mevcut rejimden çok daha eski bir tarihe dayandığını
belirtmesi için zorlarlar.





Booye kafoor, atre yas (2000) (Bahman Farmanara) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Elli
yaşındaki sinema yönetmeni ve sabık sürgün Bahman Farjami, Devrim
Sonrası Sansür Kurulu tarafından yasaklandığı için yıllardan beri
ülkesinde film çekememiştir. Sevgili karısının ölümünün ardından zor
günler geçirmektedir. Kalbiyle ilgili sorunlar ve bir dizi garip tesadüf
onu Azrail'in yakınlarda olduğu konusunda ikna eder. İran'da cenaze
törenleri üzerine yeni bir belgesel çekmeye başlayınca, sağlıksız
fikirleri de büsbütün şiddetlenir. Yaptığının sadece Japon televizyonu
için belgesel bir film olduğunu söyler ama, arkadaşları acaba kendi
cenazesini mi planlıyor diye merak ederler. Ülkesinin ve kültürünün
cenaze törenlerini araştırırken; yeniyetme intiharları, tacize uğrayan
kadınlar ve seri entelektüel cinayetleri de dahil, İran toplumunun hiç
farkında olmadığı yanlarına göz atmış olur.
Bütün bunlar kafasında
karışır ve onu, gerçekten de ölümüne yol açabilecek yoğunlukta,
Fellinivari bir düşte noktalanan, duygusal yönden çılgınca bir geziye
çıkartır… "Açılış monoloğundaki 'Ölümden korkmuyorum. Beyhude geçen bir
hayattan korkuyorum' cümleleri aslında filmimin özetidir" diyor
Farmanara filmi için.











Djomeh (2000) (Hassan Yektapanah) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Cuma,
İran'ın kuş uçmaz kervan geçmez kırsal bir bölgesinde, küçük bir
mandırada çalışan bir Afgan gencidir. Cuma her sabah mandıranın sahibi
Mahmud Bey'le, daha sonra satmak için çevredeki küçük köylere süt
toplamaya gider. Kendisinden daha yaşlı meslektaşı Habib'in aksine çok
saf yaradılışlı olduğu için bu yerlerde yabancı konumunda bulunuşundan
fazla etkilenmez. Köylülerin kendisine kuşkuyla yaklaşmalarına ve soğuk
tavırlarına karşın, o hep gülümser ve herkese son derece içten yaklaşır.
Habib'in tutucu kişiliği yüzünden, Cuma ona akıl danışmaya çekinir.
Yöreden bir kız olan Sitare'ye tutulup, İran'a yerleşme hayallerine
kapıldığında bile. Ne var ki, katı İran gelenekleri kadın erkek
ilişkilerinin açıkça kurulmasına izin vermemektedir. Cuma, Mahmud
Bey'den Sitare'yle evlenebilmesi için aracı olmasını ister; ancak bu,
tüm kültürel sınırları zorlayan fazla cesur bir davranıştır…Narin yapısı
bakımından Çehov'un yapıtlarını anımsatan CUMA, sinemanın ölmediğini
kanıtlayan bir film.





Raye makhfi (2001) (Babak Payami) IMDb Linki / Sunumu




QUOTE
Bir
sabah erken saatte bir uçaktan büyük bir tahta kutu atılır. Tek başına
bir asker kutuyu alır ve sürükleyerek nöbet noktasına götürür.
Arkadaşını uyandırıp ona seçim görevlisine yardım etmesi gerektiğini
söyler. Ancak görevli bir kadındır, adam da sadece erkeklerden emir
almaya alışkındır. Gene de ona yardım eder. Görevli için dünya kuram ve
süreçten ibarettir; asker içinse, kandırılmamaktan...

Film, 2001 Venedik Film Festivali’nde “ Yönetmen Özel Ödülü ”, “ NetPAC Ödülü ” ve “ UNICEF Ödülü ” ile ödüllendirilmişti...










Zemestan (2006) (Rafi Pitts)

A man is fired from his job. Having no more options, he decides to go
find work abroad, leaving behind his wife and daughter. Months pass and
his family hear no word from him. A stranger, a mechanic, arrives in
town in search of work. His eyes wander to the beautiful young woman
whom he hears no longer has a husband. A struggle to survive of a
generation torn between wanting to leave its country yet bound by blood
to home.

http://www.imdb.com/title/tt0499166/

33-Pari (1995) / (Dariush Mehrj)

Pari is an honor student in literature and theatre at Tehran University.
Attracted to the life of her late brother Asad, an ascetic and devotee
to Eastern philosophy, she abandons her usual life and embarks on a
journey to find herself and discover who she really is. Her quest upsets
her other brother, Dadashi, who disagrees with the ascetic life of Asad
and tries to convince Pari to return to literature and theatre. Loosely
adapted by director Dariush Mehrjui from "Franny and Zooey" by J.D.
Salinger, Pari is the story of spiritual turmoil and the quest for
redemption in an Islamic context. It is the second film in Mehrjui's
trilogy featuring female protagonists, the other two being "Sara" (1993)
and "Leila" (1996). As an interesting footnote, because Mehrjui did not
have permission to adapt the story, in 1998 Salinger had his lawyers
block a planned screening of the film at Lincoln Center in New York.
Mehrjui later called Salinger's action "bewildering," explaining that he
saw his film as "a kind of cultural exchange."

http://www.imdb.com/title/tt0114092/

34-Cafe Setareh (2006) (Saman Moghaddam)

Saman Moghadam, director of Cafe Setareh (Star Cafe) is one of the most
commercially successful of directors currently working in Iran. His
films, up to now, have mostly been lightweight affairs mainly aimed at
the younger generation. With Cafe Setareh, however, Moghadam has changed
course, going for a much more serious and mature subject, perhaps to
gain more recognition and credibility as a serious film maker. To this
end, he has succeeded admirably. Cafe Setareh is a very satisfying film
which has proved both a critical and commercial success.

The
movie is divided into three parts, each revolving around a different
female character. The lives of these characters, however, are
intertwined, with the underlying theme being the current favourite theme
in many Iranian movies: what it is like to be a woman in today's Iran.

Fariba
(Afsaneh Bayegan) runs a café while looking after her old mother,
unemployed younger brother and her husband, a petty criminal. Saloumeh
(Hanieh Tavasoli) occasionally helps Fariba with her book keeping and is
looking for a way out of her lonely life with her blind father. The
best way out to her, appears to be marriage to the young mechanic living
next door. Molouk (Roya Teymourian) is Saloumeh's landlady. She's an
old spinster forever falling in love with younger boys and dreaming of
marrying one of them. A act of crime changes the lives of the these
three women in different ways.

Many of the occurring events are
repeated, each time from the perspective of a different character, a la
Tarantino's Pulp Fiction. The performances of the three leading ladies
are excellent. The direction is assured and the script is very
inventive. Cafe Setareh firmly establishes Saman Moghadam as one of the
leading Iranian directors and is a continuously intriguing and
entertaining film. Highly recommended

http://www.imdb.com/title/tt0990425/

35-Girl's Dormitory (2004)

36-
How Much You Want to Cry (2006)

37-
Khamushiye Darya

38-Kış zamanı / İt's winter

http://www.imdb.com/title/tt0499166/

39-
The Song of Sparrows

Avaze gonjeshk-ha

Serçelerin Şarkısı

Karim,
Tahran’ın dışındaki bir devekuşu çiftliğinde çalışmakta ve ailesiyle
yalın ve mutlu bir yaşam sürmektedir. Bir gün Karim’in sorumlu olduğu
devekuşlarından biri çiftlikten kaçar. Bu kayıptan dolayı suçlanan Karim
olur ve genç adam çiftlikten kovulur. Kısa bir süre sonra ablasının
işitme cihazını tamir etmek için gittiği kentte insanlar Karim’in
motorsikletli bir taksici olduğunu düşünürler. Bu olay, Karim’in yeni
bir iş edinmesine vesile olur: Karim artık kentin yoğun trafiğinde insan
ve mal taşıyan bir motorsikletli taksicidir. Fakat yeni işinde gün
boyunca ilgilenmek zorunda kaldığı insanlar ve mallar Karim’in cömert ve
dürüst doğasını değiştirmeye başlar. Bu durumdan en çok etkilenen
Karim’in eşi ve kızlarıdır. Karim’i daha önce bağlı olduğu değerlere
döndürmek en yakınlarına kalan bir iştir.

http://www.imdb.com/title/tt0997246/
avatar
erkam
Admin

Mesaj Sayısı : 246

Kullanıcı profilini gör http://hicret.benimforum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: İRAN FİLMLERİ 3

Mesaj  erkam Bir Paz Şub. 06, 2011 10:31 am

Sib



(1998)


"The Apple"-Elma
Babası da ünlü bir yönetmen olan İranlı kadın yönetmen Samira Makhmalbaf'ın oldukça değişik ve etkileyici bir filmi.
Konusu kısaca şöyle.
"Kendi
aileleri tarafından 12 yaşlarına kadar bir odada tutsak hayatı süren
iki kız kardeş, bir ihbar üzerine sosyal güvenlik görevlileri tarafından
kurtatılarak dış dünya ile tanıştırılırlar."

http://www.imdb.com/title/tt0156901/
avatar
erkam
Admin

Mesaj Sayısı : 246

Kullanıcı profilini gör http://hicret.benimforum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: İRAN FİLMLERİ 3

Mesaj  erkam Bir Paz Şub. 06, 2011 10:40 am

SARHOŞ ATLAR ZAMANI
A Time for Drunken Horses



(2000)


http://www.imdb.com/title/tt0259072/
avatar
erkam
Admin

Mesaj Sayısı : 246

Kullanıcı profilini gör http://hicret.benimforum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: İRAN FİLMLERİ 3

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz