HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

HAYRİYE BEGU (ELBASANİ)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

HAYRİYE BEGU (ELBASANİ)

Mesaj  sebil Bir Salı Tem. 13, 2010 10:05 pm

İsmim Hayriye Begu (Elbasani). İşkodra'da oturuyorum. 44 yaşındayım. 6 çocuğum var, 4 erkek, 2 kız. Eşim öldü.
15 yaşında müslüman bir adamla evlendim. Eşimin dedesi şeyhti: Ali Elbasani, Dibra'dan çok meşhur bir zâttı. Kitaplarının pek çoğunu kayınvâlideme bırakmıştı. Kayınvâlidem, bu kitapları sandığın altında saklardı. Kitapları, birisi görse derhal hapse atılabilirdi. Komünist bir idare altında olduğumuz için, bu kitapları okumak ve bulundurmak suçtu. Bu yüzden devamlı korku ve tedirginlik içindeydi. Kayınvâlidem işine gittiği zamanlarda ben o kitapları alıyor ve gizli gizli okuyordum. Bir yandan da kayınvâlidemin beni böyle görüp kızmasından korkuyordum. Ama bir taraftan da bu kitapları bırakamıyordum, çünkü onları okudukça ruhum kıpır kıpır ediyordu.
    İlk defa eski bir ilmihal okumaya başladım. O ilmihalde nasıl abdest alınacağı, nasıl namaz kılınacağı açıklanıyordu. Bunlar beni çok etkiledi ve her gün daha fazla kitap okumaya başladım.
İslam'a girdikten sonra çok zorluklarla karşılaştım. Ailem hristiyandı. Eşimin ailesi ise müslümandı, ama onlar da İslam'ın bütün şartlarını yapamıyorlardı. Kendi ailem müslüman olduğumu öğrenince bunu hiç iyi karşılamadılar. Benimle hiç konuşmadılar. En yakınlarım beni terk etti.
    Çok sevdiğim bir yeğenim vardı. Benden küçüktü ve hıristiyandı. Ben mescide giderken o kiliseye gidiyordu. Hep onunla konuşmaya, tartışmaya çalıştım. Gittiği yolun yanlış olduğunu anlatmak istedim. Çünkü bu din (İslam), hayatın gerçeklerine uygun (realist), en son ve hak dindi. Onun da bu dinin güzelliklerini tatmasını istiyordum.
İslam'da kendimi buldum. Çok okudum, çok düşündüm. Takva sahibi bir müslüman olmak için hep gayret ettim. Bunun yollarını aradım. İbadetlerle, namazla, hicabla, zikirle Allah'ın istediği gibi bir kul olmaya çalıştım.
   Namazla ilgili pek çok şey okumuştum, ama namaz nasıl kılınıyor hiç bilmiyordum, hiç görmemiştim.
   Yine her akşam, geç bir saatte bir çarşafla yüz ve bedenimi örtüyor; kayınvalideme de "meşgul olduğumu ve kimseyle görüşmek istemediğimi" söyleyerek odama kapanıyordum. Bu zamanlarda ruhumu dinliyordum.
İlk olarak kısa şeyler öğrendim. "Lailâhe illallah, Allahu ekber, subhânallah, elhamdülillâh" gibi. O sıralarda camilerde kurslar açılmaya başlamıştı. Bu kurslarda İslam'ın öğretilmeye başladığını duydum, ama çok küçük bir çocuğum (Florina) vardı ve onu kimseye bırakamadım. Sonra kendi kendime karar verdim, evde namaz kılmayı öğrenecektim. Bir ay boyunca elimde, önümde ilmihal kitabıyla namaz kılmaya çalıştım. Başka çarem de yoktu. Çünkü sorup öğrenebileceğim kimse yoktu. Nihayet bir ay sonra rahatça namaz kılmaya başladım. Ama hâlâ içimde bir boşluk vardı. Allah'ın bir emri olan Hicab'ı (tesettürü) yerine getiremediğim için vicdan azabı çekiyordum. Zira o olmadan takvâya tam olarak riâyet edemediğimi düşünüyordum. Allah'a hep duâ ettim. "Ya Rabbi, bana da nasib et!.." diye Nihayet Rabbim o günleri de gösterdi, elhamdülillah.
Daha sonra camileri de ziyaret etmeye başladım. Camiye gitmek için genellikle Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günlerini tercih ediyordum. Zira o günlerde camiye daha çok kadın geliyor ve hep beraber oturup İslam hakkında konuşuyorduk. Bu birlikteliklerimiz hâlen devam etmektedir.
   Size bir hatıramı daha anlatmak istiyorum. Belçika'da bulunan gelinim, okulunda bir imtihana girecekmiş. Hiç çalışamamış. Telefonla beni aradı ve:
   "-Anne, bana bir çıkış yolu göster, çok çaresiz kaldım." dedi. Ben de ona yardımcı olmak için uzun uzun bir şeyler ezberletmek veya tavsiyede bulunmak yerine, sık sık "Ya Latîf" demesini tavsiye ettim. Aradan birkaç gün geçti, gelinim beni aradı. Telefonda:
   "-Ya latîf, kazandım!.. Ya latîf, kazandım!.. Anneciğim, sana minnettarım. Hiç çalışmadan girdiğim o imtihanda, en iyi dereceyi almışım." diye sevinç çığlıkları atıyordu.
   Ben de "bunun Allah'ın bir ikramı olduğunu" söyleyerek söze başladım ve bu vesileyle, aslında hıristiyan olan gelinime İslam'ı anlatmaya çalıştım. Birkaç ay önce Florina'yı ziyaret için Türkiye'ye geldi ve benimle birlikte namaz kılıp dua etti.
İslam'ın haram kıldığı şeyler konusunda hiçbir zorluk çekmedim. Çünkü eşim zaten dinin emir ve yasaklarını az çok bilen birisiydi. Mesela hayatım boyunca hiç plaja gitmemiştim. Hiç alkol kullanmamıştık. Eşimin ailesi çok dindar değiller, fakat bazı şeyleri biliyorlardı.
   Bana en zor gelen hicabım (örtünmem) olmuştur. "Acaba insanlar ne diyecekler? Karşıma neler çıkacak?" diye endişe ediyordum. Ama seve seve örtündüğüm için bütün zorlukları göğüsleyebileceğimi düşündüm. Allah bana bu konuda büyük bir azim ve istek bahşetti. Ve bu sayede kendimi buldum, şu an çok mutluyum. Ondan sonra her gittiğim yere tesettürlü kıyafetimle gittim.
   İnsanlar benim hakkımda konuşmaya başlamışlar ve beni adeta ablukaya almışlardı. "Neden saçlarını kapattın? Neden böyle giyindin? Kim senin kafanı çeldi?... vs." İnsanların bu ve benzeri sözlerini çok da ciddiye almadım, çünkü gönlüm mutmaindi.
Ayrıca eşim her zaman bana yardım etti. Müslüman arkadaşlarımızla İşkodra'nın içinde ve dışında gitmek istediğimiz her yere gitmemize izin verdi. Beni hep teşvik etti. Dinimizi öğrenmek için Arnavutluk dışına çıkmamız gerektiğinde de bütün işlerimizi eşim takip etti. Pasaportlarımızı hazırladı. Onun sayesinde Türkiye, Yugoslavya ve Kosova'ya gittik.
   Dört sene önce Türkiye'ye otuz kişilik bir kafileyle geldik, büyük camileri ziyaret için... Sultanahmet'e, Eyüp Sultan'a ve Süleymaniye'ye gittik. Bir hafta boyunca gezdik. Ben mutluluktan gözyaşları içindeydim. O kadar ağladım ki, Süleymaniye camiinin imamı elindeki tesbihi bana hediye etti. Camilerle ilgili bize bir çok bilgi verdiler. Arnavutluk'a dönüşümüzde eşime:
   "-İnşaallah bir dahaki sefere beraber gideriz!" dedim. Zira o kendi hakkını bir hanıma vermiş ve Türkiye'ye onun gitmesini sağlamıştı. Ama ömrü vefa etmedi.
   Sarayova'daki camileri ziyaret edecek kadınlarla ilgili bir liste hazırlandıktan sonra, eşim onların vize ve pasaport işlerini takip etmeye başladı. Bütün hazırlıklar tamamlanmak üzereydi ki, eşim vefat etti.
   O sıralarda içimde Mekke sevdası yüreğimi dağlamaktaydı. Mekke'ye gitmek farzdı. Ve ben de rüyalarımda orayı görmeye başlamıştım. İki defa kendimi Mekke'de namaz kılarken gördüm. Bu rüyaların, bana yönelik bir davet olduğunu düşündüm. Hâlâ içimde o mukaddes toprakların yangını vardır. İnşaallah, Allah oraları da ziyaret etmeyi hepimize nasib eder.
Ben camideki Kur'ân derslerine gittim. Ders veren, Hanife adında bir Türk hocahanımdı. Allah razı olsun onun gayretleri sayesinde zor da olsa Kur'ân-ı Kerim öğrendim. Zordu, çünkü ben 35 yaşına gelmiştim ve evin bütün sorumluluğu benim omzumdaydı. Ama ders ortamına girdiğimde herşeyi unutuyor ve arkadaşlarımla beraber aşkla bu ulvî "Kitab"ı öğreniyorduk.
   Beni, Nisâ sûresi çok etkiledi. Ayrıca "Âmenerrasûlü" çok anlamlı 4-5 senedir namazlardan sonra "Âmenerrasûlü"yü, "Âyete'l-Kürsü"yü ve Hac sûresinin 3 âyetini okuyorum.
Müslüman olduktan sonra pek çok sıkıntılarla karşılaştım. Eşimi kaybettim. Geçen yıl da kızım kansere yakalandı. Bunlar, Allah'ın kaderidir. Allah beni birçok şeyle imtihan etti: Hastalık, yoksulluk, ölüm Bunları kesinlikle bir ceza olarak görmedim. Bunlar birer imtihandı. Ben gittiğim her yerde, görüştüğüm her insana:
   "-Sabır, sabır, sabır! İnnallâhe maassâbirîn (Allah sabredenlerle beraberdir.)" dedim.
   Gerçekten başkalarına bunu söylemek kolay, ancak iş insanın kendisine geldiğinde çok zor!.. Peşpeşe öyle olaylar oldu ki, ben de şaşırdım kaldım. Ama Rabbime hamd olsun, bütün bu zorlukları sabırla göğüslemeyi bana da nasib etti. İslâm'a kavuşmak kolay, bedel ödemek zor! Fakat sevince kolaylaşıyor.
   Eşim öldükten sonra, aniden kızım Florina hastalandı. Kendi imkânlarımla onu tedavi ettiremiyordum. O sırada Katolik Birliği, kızımın tedavi masraflarını üstlenip onu İtalya'ya götürmek istedi. Ben razı olmadım. Allah hiç ummadığım bir anda ve hiç ummadığım bir yerden bana bir kapı açtı ve onu tedavi için Türkiye'ye gönderdim. Ben Florina ile meşgul olurken ilk erkek çocuğum evlenmiş, Belçika'ya yerleşmişti. İkinci çocuğum nişanlanmış olarak İtalya'da kaldı. Diğeri yine İtalya'da çalışıyordu.
   En küçük kızım da kendi başına bir karar alıp, bana hiç sormadan bir gayr-i müslimle evlendi. Hiç doğru bir seçim yapmadı. Buna çok kırıldım. O zamanlar çok yalnızdı ve düşünmeden yanlış bir yola girdi. Zaten şeytan da insanların zaaflarını kolluyor, boş bir yer bulunca hemen vesvese verip insanı saptırıyor. Çok dua ettim onun için. Haber alır almaz yanına gittim ve onu vazgeçirmeye çalıştım, ama elimden bir şey gelmedi. Bir anne için çok zor bir durum gerçekten; kızının bir hıristiyanla evli olması… Hiçbir zaman böyle olacağını düşünmemiştim. Kızım imam-hatipte okumuş, namaz kılan, oruç tutan birisiydi. Her ne kadar başını örtmemiş olsa da, onun bir katolikle evleneceği hiç aklımın ucuna gelmezdi. Belki bu da bizim için bir imtihandı.
   Arnavutluk'ta bana destek olacak kimsem kalmamıştı. Kendimi çok yalnız hissettim. Bütün akrabalarım, yakınlarım beni terk ettiler. Bana eski dinime (hıristiyanlığa) dönmem karşılığında yardımda bulunmayı vaad ettiler.
   Yüce Allah'a dua ediyorum ki, Florina'm en doğru yolu bulsun. Kansere yakalandıktan sonra imanının daha da arttığını fark ediyorum. Kendini kitap okumaya verdi. Arnavutça'ya çevrilmiş, dinimizi güzel bir şekilde anlatan eserlerle kendini bulduğunu düşünüyorum. Geçenlerde "İslam-İman-İbadet" adlı kitabı okumuş ve:
   "-Anne, ben iyi olacağım. İnşaallah beş vakit namazımı kılacağım." dedi.
   Ben de her fırsatta yanında bulunmaya ve onu uyarmaya çalışıyorum. Kadın geleceğin temelidir. Bir erkeği eğitmenin bir kişiyi eğitmek olduğunu düşünüyorum; oysa bir kadını eğitmek bir aileyi, bir kuşağı eğitmektir.
   Ben Florina için Allah'a dua ediyorum. "Rabbim, ona hayır işlerinde yardımcı olacak müslüman bir eş nasib eyle!" diye. Belki günleri sayılı, ancak ben kızımı, Rabbime müslüman bir hanım olarak teslim etmek istiyorum.
Yüce Allah, bu güzel dini son nefesimize kadar tavizsiz yaşamayı ve tebliğ etmeyi hepimize nasib etsin. Âmin.
   Ben de İslam'ı tebliğ etmek için bir şeyler düşünüyorum. Bir kitap yazmak istiyorum. Aileme ve arkadaşlarıma burada gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatacağım. İstiyorum ki, benim gibi onlar da inansın, onlar da güvensin. Düğünleri tebliğ için fırsat biliyorum. Zira insanlar bir arada ve seni dinlemek istiyorlar.
   Arnavutluk'un tek eksiği dindir. İnşaallah, İslâm'ın nuru Arnavut kadınlarını da aydınlatır.
İsmim Halime. Macaristanlıyım. İşim yabancılara tercümanlık, aynı zamanda macarcaya kitap çevirileri de yapmaktayım. 30 yaşındayım. Üç yıl önce İslâm'la şereflendim. İsmimi Halime olarak değiştirmemin sebebi Allah'ın "Halîm" isminden etkilenmemdir. Halim, yumuşaklık, rıfk, merhamet anlamlarına geliyordu. Bir müslümanın da yumuşak ve sabırlı olması gerektiğini düşünüyorum.
Macaristan'da elli yıl öncesine kadar komünizm hâkimdi. İnsanlar din eğitimi alamıyorlardı. Kiliseye ibadet için gidildiğinde polisler hırpalayarak, döverek dışarı çıkarıyordu. Macaristan'da insanların çoğu bir yaratıcı olduğuna inanmıyor. (Ateist) Kendilerine bu konuda mâlumât veren yok. Hiç kimse yahudilik ve hristiyanlığın gerçekliğine inanmıyor. Annem, ben daha küçük yaştayken vefat ettiğinden dînî eğitim almadım.
İnanç, insan tabiatının bir parçasıdır. İslam'dan önce kendime uygun bir inanç sistemi aradım durdum. Bir çok kiliselere gittim. Ama kendimi ifade edecek bir inanç sistemi bulamadım. Bir gün tercüman olarak bir konferansa davet edildim. Konu inanç sistemleri ve dinler idi. Müslümanlık konusu işlenirken bir grup müslüman gördüm. İslâm'ı ilk onlardan duydum. Kimi Türk, kimi Arap; her ırktan müslüman vardı. Kültürleri farklıydı. Ama diğer din mensupları içinde de onlar farklıydı. Gerçeğin ne olduğunu öğrenmek istedim. Dinlerini sordum. Bana Kur'ân-ı Kerim'in ingilizce mealini verdiler. Kur'ân'ı okuyunca senelerdir aradığım İslam olduğunu düşündüm. Lakin bu dini kabul etmem çok zordu. Bütün çevrem İslam'ın, teröristlerin dini olduğunu ve müslümanların güzel sözlerinden etkilenmememi söylediler. Eskiden beri yalnızlığı seviyordum. Çevremin söylediklerini daha fazla duymamak ve kendi başıma karar vermek için sessiz bir ortama ihtiyacım vardı. Ve zaman zaman inzivaya çekilmek üzere gittiğim ormanda kendimle başbaşa günler geçirmeye başladım. Düşünce dünyasına kendimi kaptırdığım bazı vakitler yemek ve içmekten bile kesiliyordum. Ve bir gece harikulâde bir rüya gördüm. Rüyamda, çok susamış bir halde etrafta su arıyordum. Aradıkça susuzluğum artıyordu. Nihayet Peygamber Efendimiz bana su ikram etti. Suyu alıp kana kana içtim. Mahcubiyetimden, Peygamberimizin mübarek yüzüne bakamıyordum. Uyandığımda ise gönlüm mutmain olmuş bir şekilde İslâm dinine girmeye karar vermiştim. Elhamdülillah, hayatımda verdiğim en güzel karar İslâm'a girmemdir.
Rüyamda beni hidayete davet eden peygamber efendimiz için duygularım ifade edilecek gibi bir şey değil. Evinize gelecek çok özel bir misafiri beklemek gibi bir heyecan. Evini temiz tutarsın, özen gösterirsin, yine de her şey yetersizdir. Ya da şöyle ifade edeyim: Kalbini yere O'nun için halı olarak sermek ve onun üstünde gezindiğini hissetmek insanın en mutlu ânıdır.

İslâm'ı seçince Babamın ikinci eşi ve kızkardeşim çok şaşırdılar. Benim delirdiğimi düşündüler. Bir müddet sonra normale döneceğimi düşünerek beklemeyi tercih ettiler. Babamın eşi, çok dikkatli olmamı tenbih etti. Üzerimdeki kıyafetlerle dışarı çıkmam halinde insanların, "deli" zannederek bana zarar vereceklerini söyledi. Ama böyle olmadı.
İslâm'a girdikten sonra, islamı yaşamakta hiçbir şey zor gelmedi. Allah'a âşık olursan, zaten hiçbir şeyi yapmak zor gelmez. Arapça duâları bile kolaylıkla ezberledim. İki ay sonra da tesettüre girdim. Yazın, insanlar sıcakta nasıl böyle kapalı giyinebildiğime hayret ediyorlar. Ben açık olsam da, kapalı olsam da hava sıcak, hiçbir farkı yok!..
Peygamber Efendimizin hadis-i şerifleri çok hoşuma gitti. İbrahim ve İsmail -aleyhimüsselâm-'ın her şeylerini Allah için feda etmeleri En önemlisi de hristiyanlıkta kulla Allah arasına papazlar girer. İslam'da böyle bir şey yok. Arada kimse olmayınca Allah aşkını hissedebiliyorsun.
Macaristan'da İslâm'ın geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Macaristan'a ilk yerleşen Macar kabilelerinin bir kısmı müslümanmış. Osmanlı Devleti'nin Macaristan'a gelmesiyle buradaki İslâmiyet biraz daha perçinlenmiştir.
Herkesin içinde bir muhabbet var. Ama bu muhabbeti ne yöne doğru yönelteceklerini bilmiyorlar. Kalplerinde Allah olmayınca bu sevgi potansiyelini boşa harcıyorlar. Ya artisleri, ya köpekleri, ya da televizyonu seviyorlar. Bir çok Avrupa ülkesinde ve Macaristan'da insanlar, köpeklerine çocuklarıymış gibi davranıyorlar. Aslında bu İslâm boşluğu Benden sonra yakın çevremden beş kimse daha müslüman oldu. İnşaallah zamanla niceleri İslam'la şereflenecek!...
Yanımda başka Müslümanlarla Türkiye’ye geldim. Onlar için ev içinde tesettür çok önemli değil. Macaristan'da herkes açık. Bugün Türkiye'deki müslüman kızlar da açık.
   Yanımızdaki yeni müslüman olan kızlar, "Biz niye giyiniyoruz. Onlar da müslüman değil mi? Onlar niye açık?" diye soruyorlar. Ahlak, hayâ ve edeb Bunlar çok önemli� Burada hanımlar tesettürlü değil, camiye namaz kılmak için girdiklerinde başlarını örtüyorlar. Bence bu yeterli değil.
   Türkiye'nin İslâm için çok önemli rolü var. Türkler, Avrupalılara Araplardan çok daha yakın. Türkler, Avrupa'ya İslâm'ı daha iyi anlatabilirler. Bu yüzden kendilerini İslâm'ı yaşamaya vermeleri lâzım. Macarlar Türkleri çok seviyor. Türkler çok temiz, çok misafirperver. Sevdiğimiz insanlardan İslam'ı öğrenmek daha kolay, biz Türklerden İslâmiyeti öğrenmek istiyoruz. İnşaallah.
Sekiz kadar kitabı Macarcaya çevirdim. İmam-ı Gazali'den iki kitap, İslam İman İbadet, Riyazu's-Salihin vb.
   Müslüman olmadan önce edebiyatla ilgili bir çok kitabım vardı. Onların hepsini dağıttım. Şimdi ise kütüphanemde İslam'la ilgili olmayan bir kitap yok.



avatar
sebil
ilim ehli

Mesaj Sayısı : 78

Kullanıcı profilini gör http://my.opera.com/myhicran/blog/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz