HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

FRANSİZ KOMÜNİST PARTİ BAŞKANI: ROGER GARAUDY

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

FRANSİZ KOMÜNİST PARTİ BAŞKANI: ROGER GARAUDY

Mesaj  sebil Bir Salı Tem. 13, 2010 10:09 pm

Yarım asırdan fazla süren bir araştırma devresinden sonra, 1981'de 68.yaşında Müslüman oldu. 1913'de Marsilya'da doğdu. Dinsiz bir ailenin çocuğuydu. Fakat o, "Protestan Gençlik Teşkilatı nın başkanlığını yapmış, aynı yıllarda (1933) Fransız Komünist partisi'ne de üye olmuştu.

1956'da Komünist Partisi Siyasî Büro Şefi oldu. Marksist Araştırma ve İncelemeler Enstitüsü'nün Müdürlüğünü yaptı. Marksist felsefeyi çeşitli yönleriyle araştıran çok sayıda eserler yayınladı.

Fransa Komünist Partisi'nin zirvesine yükseldikten sonra bu kuruluştan ayrıldı. Fransa Parlementosu'nda milletvekili, meclis başkan yardımcılığı, milli eğitim komisyonu üyesi ve senatör olarak görev yaptı.Daha sonra profesörlüğüne devam etti. Emekliliğini, yeni yeni eserler yazarak değerli hale getirdi. İlerlemiş yaşına rağmen, tükenmeyen bir inanç ve güçle çalışmalarına devam etmektedir.

Ünlü düşünür, müslüman olup Roje Garodi adını almıştır. Filistinlileri desteklemeye başladıktan sonra Batı basın-yayın organlarınca dışlanmaya başlanmıştır. Eskiden her hafta en az bir programa çıkan düşünür, müslüman olduktan sonra programlara çıkamaz olmuştur.

8 Nisan 1983 günü Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda  büyük ilim adamı, büyük yazar Roger Garaudy diyor ki:

Evet, bugün ben Müslümanım. Niçin İSLAM’ı seçtiniz, diyorsunuz, İSLAM’ı seçmekle çağı seçtim.

İnsanı, mahlukların efdalı ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsrafı, gösterişi ve lüksü yasaklayan, kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan, biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak hükümleri içinde aktaran, faizi, tembelliğe sebep olduğu için yasaklayan ve gayri meşru serveti böylece imha eden bir sistemler manzumesidir.

İSLAM, halife ile kölenin aynı hakka sahip olmasını mecbur kılmıştır. Deve olayı vardır ki, bu kralların kılıçlarından daha keskin bir olaydır. Hz. Ömer ile kölesi bir şehirden bir şehire giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman, devenin yularını halife çeker, zaman zaman da köle... İşte adalet ve hukukta İSLAM’ın devrimidir bu. Marksizm ile kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İSLAM bunlara karşı, insana prestijini iade eden bir semavi dindir.

İSLAM, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Yani, İSLAM dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reform tâbi tutuldu. Mukaddes kitaplar zamana göre tahrif edildi. Kur'an-ı kerim ise, indirildiği günden beri hep zamana hükmetti. O, zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar, bunca savaşların bıraktığı korkunç, sosyal, siyasi ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır. İSLAM, materyalizme de, pozitivistlerin görüşüne de, egzistansiyalistlere de hakimdir. Fakat bunlardan hiçbiri, İSLAM’a hakim değildir.

Büyük Peygamberimiz, (Yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya çalışın) derken, her şeyi anlatmıştır. İSLAM hem maddeye, hem de manaya hükmetmiştir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İSLAM, (İlim Çin’de de olsa gidip bulunuz. İlim ve Fen müminin kaybolmuş malıdır, ara ve bul) diyor. İlmin ve çalışmanın burada sınırı yoktur. İSLAM, dünyayı saran bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyayı sarsmıştır.
Kendisiyle yapılan bir söyleşide ise şunları söylemiştir:
Dinin, insan ve toplum hayatındaki önemi tartışma kabul etmez. Çünkü din, insan hayatını ve onun mutluluğunu hedef almaktadır. Daha önce bazı eserlerimde de açıkladım. Dinin, insan hayatına verdiği değeri ilk kez 14 Eylül 1940 yılında gördüm.  Ben  o dönemde Fransa, Almanya savaşı esnasında bir anlaşmazlık üzerine Cezayir’e sürgün edildim. Cezayir o tarihte Fransa’nın sömürgesidir. Fakat halkı Müslümandı. Bilindiği gibi otorite boşluğunda ve savaş anlarında  en kolay iş, istemediğiniz insanları  kurşuna dizmektir. İşte ben de  böyle  haksız bir şekilde kurşuna hedef gösterildim. Ancak o gün elinde silahı olan Cezayirli bir asker, aldığı emre rağmen bana karşı silahı kullanmadı. Sebebini sorduğumda, "İslâm dini savaş halinde de olsa, elinde silah olmayan insanı öldürmeye izin vermez" dedi. Bu cevap beni çok düşündürmüştü. Bir müddet daha Cezayir’de kaldım.  Bu süre içinde İslâm dinini, medeniyetini ve kültürünü inceledim. İlk konferansımı, "İslâm kültürünün dünya kültürüne katkıları" ismi altında verdim. Böylece hayatımda her zaman din duygusunun  önemli bir yeri olmuştur. Bu nedenle İspanya Kurtuba’da bir müze kurdum. İçinde önemli eserlerin yer aldığı bir sergi açtım. Orada İslâm medeniyetinin dünyaya neler getirdiğini anlattım. Ayrıca büyük bir kütüphane oluşturdum. Böylece İslâm’ın Avrupa’daki rolünü hatırlatmaya gayret ettim. Gerçekten bir Endülüs medeniyetini inkâr etmek mümkün değildir.
Ben İslâm’ın özelliğini şöyle  açıklıyorum: Herşey ALLAH’a aittir. O’nun gücü herşeye yeter. O, herşeyi bilir. Bu üç önemli nokta, insanın gücünü ve yükünü hafifletmektedir.  Çünkü insanın gücü, yetkisi ve bilgisi sınırlıdır. Bu anlamda âcizdir. Oysa ki  İslâm ve değerleri, geçmişten (ezelden) geleceğe (ebede) uzanan bir yoldur. Her insan bu yolun bir bölümünde yolculuk yapmaktadır. Geçmiş bütün peygamberler,  bu yolun bir kısmını aydınlatmak ve insanlara rehberlik yapmak üzere gönderilmişlerdir. Kur’an bu hususu şöyle açıklamıştır: "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye, Nuh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi ALLAH size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), ALLAH’a ortak koşanlara ağır geldi. ALLAH dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir." (Şura, 13)  Görülüyor ki Kur’an, İncil, Tevrat, Zebur ve vahiy mahsulü olan diğer kitaplardaki ortak hüküm, yine herşeyin ALLAH’a ait olduğunu bildirmektedir. İnsan ise, yeryüzündeki yetki ve sorumluluğunu kullanan bir varlıktır. Peygamberler; ALLAH ile insanlar arasında birer elçidir. Asıl görevleri; ALLAH’tan aldıkları vahyi insanlara tebliğ etmektir. Kur’an’ da peygamberlere verildiği ifade edilen yol (kanun ve hükümler) süreklilik ifade etmektedir. Bu yol sadece İslâm dinine tahsis edilmemiştir. Daha önce gelip geçen insanlara da verilmiştir. Her Peygamber söz konusu yolun bir bölümünü aydınlatmıştır. Hz. Muhammed (s.a.s) ise, ilk peygamberlerden uzanıp gelen bu yolun ışığını tamamlamış ve olgunluğa erdirmiştir. Kur’an bu hususu şöyle açıklamaktadır: "Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim..." (Kur’an, 5/3)     
. Çağımızda  insanlık kendi icadı olan bir modernlikten söz etmektedir. Bu özellikle batı için geçerlidir. Ne var ki bugüne kadar görünen  Avrupa medeniyeti ve modernliği, daima şiddet ve silaha dayalı olmuştur. Oysa ki,  İslâm’ın ön gördüğü modernliğin batı modernliği ile ilgisi yoktur. Modern olmak için, önce Kur’an’ın çizdiği yola yönelmek gerekir. Çünkü Kur’an, insan hayatını ve mutluluğunu merkez alarak onu Tanrı’ya, nefsine, tabiata ve diğer çevresine karşı sorumlu  tutmaktadır.
Dinin bir amacı ve hedefi vardır. ALLAH denince ortak bir düşünce yani "Tevhid İnancı" akla gelmektedir. İnsanlığın bu ortak paydada birleşmesi önemlidir. O zaman hayatın kıymeti olur.
İlerlemiş yaşına rağmen, tükenmeyen bir inanç ve güçle çalışmalarına devam etmektedir.
Emperyalizm, kapitalizm, ABD hükümranlığı ve İsrail'e karşı net düşünce ve tavırları olan Roger Garaudy, halen sevilerek okunmaktadır.





avatar
sebil
ilim ehli

Mesaj Sayısı : 78

Kullanıcı profilini gör http://my.opera.com/myhicran/blog/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz